Altyapıda özelleştirmenin toplumsal maliyeti var
15.11.2007
ESFENDER KORKMAZ
LİMANLAR, otoyollar ve köprüler ekonominin en önemli altyapı yatırımlarıdır. Bu tür altyapı yatırımları tüm ekonomiye girdi olur. Örneğin iyi yol taşıma maliyetlerinin daha düşük olmasını ve taşımada zaman tasarrufu sağlar. Buna karşılık kötü yol hem araçlara zarar verir, hem de pahalı taşımaya neden olur. Bu da tam veya kısmen fiyatlara yansır.
Ayrıca alt yapı hizmetlerinin yeterli olup olmaması ve bu hizmetlerin kalitesi toplumun yaşam standardını ve refah düzeyini etkiler.
2007 özelleştirme programında,
Bandırma Limanı,
İskenderun Limanı,
Samsun Limanı,
Derince Limanı işletmelerinin de özel sektöre devri öngörülmüştür.
Ayrıca 2008 programında paralı yolların tamamı (7 adet) ve Boğaziçi ve Fatih Sultan Mehmet köprülerinde de özelleştirme yapılacaktır.
Altyapı yatımlarının özel sektöre devri, bugün ve gelecekte toplumsal problemlere neden olacaktır. Olmaktadır.
Telekom’da halk zarar gördü
TELEKOM grevi altyapının özel sektöre devrinin ne kadar yanlış olduğunu gösterdi...
Telefonda fiyatlar öncekine göre arttı. Artık tüketici telefon hizmetini daha pahalı satın alıyor.
Yönetim Telekom’da çalışan işçilerin kazanılmış haklarını geri almak istiyor. Bu nedenle bu işyerindeki grev uzuyor. Altyapı olduğu için, vatandaş hizmet alamıyor. Hükümet, halkın tepkisinden korkup, bazı yerlerde, örneğin İkitelli’de, taşaronlara izin vererek, grev kırıcılığı yapıyor.
Limanların, paralı yolların ve köprülerin özel sektöre devri getirdiğinden daha fazlasını götürecektir.
1) Özel sektör kâr amacıyla çalışır. Sosyal fayda ve maliyeti dikkate almaz. Bu nedenle sunduğu hizmetleri daha pahalı satmak ister. Örneğin pahalı satarsa köprüden geçen sayısı yüzde 10 azalabilir. Ancak yüzde 30 pahalı satacaksa, kârı yine artar. Bu nedenle hükümeti ve üst kurumları fiyatları artırmaya zorlar. Yani altyapının özelleştirilmesi halinde tüketicinin cebinden daha çok para çıkacaktır.
Yolun bakımı daha önemli
2) ULAŞTIRMA Bakanlığı bütçesi görüşülürken Bakan’a, “Bu yollar ve köprülerin onarımını özel sektör mü yapacak?” diye sordum. “Evet” dedi.
Şimdi devlet Boğaziçi Köprüsü’nü, depreme daha dayanıklı olması için onarıyor. Takviye yapıyor. Özel sektörün böyle bir onarım aklına gelir mi? Karayollarında ve köprülerde rutin olarak yapılan onarımları, iyice dökülmeden yapar mı?
Yaparsa kârı azalır
ÖZEL sektör işlettiği süre içinde bu onarımları idare edecek şekilde yapar. Süresi bitince yol da biter.
3) Özelleştirme işlemlerinde de sorun var.
Bir örnek olarak Kuşadası Limanı’nı verebiliriz.
Kuşadası Liman İşletmesi değerinden daha düşük fiyata verildi.
Teklif verenlerden:
1.sırada teklif......36 milyon YTL
2.sırada...............27 milyon YTL (Ofer- Kutman)
Fark.....................9 Milyon YTL
Teminat...............1 Milyon YTL
Teminat olan bir milyon YTL aradaki fark 9 milyondan daha büyük olduğu için, ikinci sıradakinin birinciyle anlaşma olasılığı çok yüksektir. Mamafih Kuşadası Limanı da ikinci teklife verildi. Devletin 8 milyon dolar kaybı oldu. (Tercüman)
15 Kas 2007
Altyapida ozellestirmenin toplumsal maliyeti var
18 Eyl 2007
Konusan Sessizlik
Meydanı boş bulan 2’nci cumhuriyetçilere, AB parasını cebe indirene, vatan hainliği sergileyenlere karşı, devleti korumakla görevlilerin sessizliği, anlayana uyarılarla dolu
AKP’NİN kamuoyuna açıklamaya hazırlandığı Anayasa Taslağı’ndan yansıyanlar, toplumda şimdiden büyük tepki yarattı.
Türkiye’nin temel değerlerini, Atatürk ilke ve inkılaplarıyla Cumhuriyet’in niteliklerini tartışmaya açan taslağa, özellikle ikinci Cumhuriyetçiler, AB desteğiyle ayakta duran bazı dernekler, bölücülere destek veren çevreler ve yeni azınlık yaratmak isteyen kesimlerin açık destek vermesi dikkat çekiyor. Toplumun büyük bir kesimi ile Türkiye Cumhuriyeti’ni koruma ve kollama görevini üstlenenler kurumların sessizliği ise ‘açık mesaj’ olarak yorumlanıyor.
‘Arka çıkanlara bakın’
Son dönemde yaşanan sürece ve ardından getirilen Anayasa Taslağı’na tepki gösteren Emekli Tuğgeneral Ramiz İlker, Tercüman’ın sorularını yanıtlarken şöyle konuştu:
“Türklüğü, Atatürk’ü, inkılapları Anayasa’dan çıkarmaya çalışıyorlar, temel değerleri sulandırıyorlar. Kafa yapısı, geçmişi belli insanları toplamışlar, onlara taslak hazırlattılar. ‘İkinci Cumhuriyetçiyiz’ diyenler, bölücüler, Sorosçular, Bilderbergçiler, iktidardan ve dışarıdan nemalananlar, AB’den destek alanlar, Atatürk’e dil uzatanlar, yeni azınlıklar yaratmak isteyenler arka çıkıyorlar. Bazı köşe yazarları ve boyalı basın da onlara destek veriyor. Böyle bir şey kabul edilemez. AKP Anayasası’nın hedefi, Türkiye Cumhuriyeti’ni bir parti devletine götürme amacı güdüyor.
‘Anlayana mesajdır’
“Yapılanlara bakın; Türklüğü Anayasa’dan çıkarmaya çalışıyorlar, yeni kimlikler yaratma peşindeler, Türkiye Cumhuriyeti’nin diline yeni dil ekleme çabasındalar, AB’nin talepleri istikametinde adımlar atıyorlar. Bu taslak, tamamen malum kişilerin zihniyetini yansıtan bir AKP Anayasası olacaktır. Kapalı kapılar ardında yazılıyor, belli kısımları sızdırılıyor ve halkın sabrını deniyorlar, ona göre birtakım değişiklikler yapıyorlar. Türk Silahlı Kuvvetleri’ni pasifize etmeye çalışıyorlar. Bu asker düşmanlığıdır. Yüzde 46’lık oyla her şeyi yapacaklarını sanıyorlar. Ancak o kadar kolay değil. İnsanlar, olan biten her şeyi izliyorlar. Bizim özlü sözlerimiz vardır; ‘Sessiz atın çiftesi pek olur’ diye. Teşbihte hata olmaz; sanmasınlar şu an sessiz duran, gidişattan endişe edenler böyle duracak. Vurdukları zaman çok fena vururlar, o kadar ucuz değil. Bu ülke sahipsiz değil. Ümitsizliğe kapılmayacak hiç kimse. Unutmayalım, Atatürk 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktığı zamanki şartlar, bugünkünden çok daha kötüydü. Evet, terör örgütü PKK’lılar Meclis’te, İmralı’dan hala talimatlar uçuşuyor, belli kesimler sesini yükseltti. Ancak memleket öyle ucuza satılamaz. Bu suskunluk da anlayana mesajdır.”
Kimse ilelebet sessiz kalmaz
TÜRKİYE Kamu Sen Genel Sekreteri Fahrettin Yokuş da, ısmarlama bir Anayasa değişikliği taslağı hazırlandığını savundu. İşe tersten başlandığını kaydeden Yokuş şu görüşleri dile getirdi:
“Bazı maddeler Başbakan’a sorulacakmış. O zaman bunu sivil toplum örgütlerine gönderseler de göndermeseler de bildiklerini yapacaklar. Sonra da diyecekler ki; ‘Anayasa yaptık, yerseniz...’ Böyle bir kanaat oluşmuş durumda. Şu anki anayasamızda özgürlük ve insan hakları pek çok Batı ülkesinden geri değil ki. Ancak dayatma var. Dayatmanın mantığı da azınlık yaratma çabaları.
Yeni azınlık hevesleri
Türklüğe hakareti serbest bırakmak, Türkçe’ye yeni diller eklemek istiyorlar. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bütünlüğünden yana olmayan, yeni azınlıklar yaratma hevesindeki, Atatürk’ü reddetmeye kadar gitmiş insanların bu işin içinde olması, yarınlar açısından kuşkuları ve endişeleri artırıyor. Umarız herkesin içine sinecek bir anlayışla bu düzenlemeler yapılır. Ancak gidişatı sağlıklı bulmuyoruz.”
Yalnız kalsak da
Türkiye’de bazı kesimlerin endişeli olsa da sessiz kaldıklarına dikkat çeken Yokuş şunları söyledi:
“Artık medyanın tarafsızlığını yitirmesi ve belli çıkar gruplarının eline düşmesi, iktidarın gücünü kullanması ve siyasi baskılar nedeniyle insanlar gerçek fikirlerini açıklayamıyorlar. Bir kısmı menfaatine aykırı geleceğini düşünerek sessiz kalıyor. Bir yandan fikir özgürlüğü deniliyor ama Atatürk, Türklük ve Türk Ordusu aleyhine konuşursanız, azınlık hakları derseniz itibar görüyorsunuz; aksini dile getirince sanki suçmuş gibi algılanmaya başlandı. Ancak, sessiz kalanlar da ilelebet sessiz kalmayacaktır. Bizim böyle bir sıkıntımız yok ve mücadelemizi sürdürüyoruz. Bu yolda yalnız kalsak da mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz.”
18.09.2007
3 Eyl 2007
Kim kazandı? (!)
Kim kazandı? (!) 01.09.2007 BEHİÇ KILIÇ |
| BİLİNDİĞİ gibi, içinde bulunduğumuz haftaya “Zafer Haftası” da deniliyor... Kurtuluş Savaşı’nın zaferle sonuçlandığı günlerin yıldönümüdür bu günler... Türkiye Cumhuriyeti Devleti için atılan temellerin sağlamlaştırıldığı tuğlalarım meşakkatle taşındığı günler... |
12 Ağu 2007
Buyuk vurgun
10 Ağustos 2007
Emin ÇÖLAŞAN ecolasan@hurriyet.com.tr
Büyük vurgun
PROF. Dr. Şükrü Kızılot'un dünkü Hürriyet'te çıkan yazısını okudunuz mu? Okumadıysanız, lütfen bulup okuyun. Yazının başlığı şöyle:
"Yabancılar için faiz ve borsanın dayanılmaz cazibesi."
Kızılot Türkiye'nin önde gelen sayılı maliye ve vergi uzmanlarından biridir. Yazılarını aynen Milliyet'te Güngör Uras gibi basit ve anlaşılır bir biçimde yazar ve herkesin anlamasını sağlar.
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
Türkiye yabancılar tarafından soyuluyor. Ancak bu soygun silahla yapılmıyor! Tamamen yasal. AKP iktidarının uyguladığı para politikaları ve yabancılara sağladığı yasal ayrıcalıkla yapılıyor. Bu soygun, daha sonra onlar açısından vurguna dönüşüyor.
Dünyanın hiçbir ülkesinde görülmeyen bir kazanç elde ediyorlar ve gerektiği anda "Haydi bize eyvallah, çok teşekkür ederiz" deyip gidiyorlar.
Soyulan, iliğimize kadar sömürülen biziz ama kimsenin kılı kıpırdamıyor.
* * *
Türkiye, AKP iktidarı döneminde "dünyanın en yüksek faizini veren" ülke oldu. Son bir yıl içerisinde borsada elde edilen kazanç dolar bazında yüzde 63, Euro bazında yüzde 52, Hazine bonosu ve Devlet tahvili bazında ise yüzde 50'ye ulaştı. Somut örnek:
31 Temmuz 2006'da dolar kuru 1.568 YTL idi. Bu kurdan dolar bozduran yabancılar yüzde 22.8 faizli Hazine bonosu aldılar. Bu bonoları 31 Temmuz 2007'de, yani tam bir yıl sonra sattılar. Dolar kuru bu kez 1.280 YTL idi. .
Böylece, tam bir yıl önce Türkiye'ye yatırdıkları bir milyon doları, bir milyon 504 bin dolar olarak geri götürdüler.
Kazançları, bir yılda dolar bazında yüzde 50 olmuştu!
Dünyanın hiçbir ülkesinde böyle bir vurgun, böyle bir yasal soygun yapmak mümkün değil. Şimdi belki diyeceksiniz ki "Kazanmışlar ama vergisini de elbette vermişlerdir." Hayır, yabancılar için bu kazancın vergisi de yok!
AKP iktidarı mevzuatı değiştirdi. Sıfır vergi!
* * *
Ülkemiz, yabancı yatırımcılara çalışıyor! Ancak bu yatırımcılar burada gelip fabrika kurmuyor, insanlara iş yaratmıyor. Bunlar para cambazı. Türkiye'ye sıcak para, kara para, ak para, serseri para, her neyse getiriyorlar.
Paraları bozdurup borsaya, Devlet tahviline, Hazine bonosuna yatırıyorlar. İstanbul borsasının yüzde 72'si şu anda yabancıların elinde!
İktidar bu yabancılara inanılmaz vergi ayrıcalıkları sağladı.
Yabancı para yatırımcısı parasını Türkiye'ye getirdiği, ya da götürdüğü zaman kendisinden vergi alınmıyor. Borsa gibi, Devlet tahvili ve Hazine bonosu kazancında da vergi yok!
Dünyanın en yüksek reel faizi Türkiye'de. Böylece dolar bozduran yabancılar yüksek faiz-düşük kur sarmalında büyük paralar kazanıp gidiyorlar. Ya da daha fazla vurmak için bekliyorlar.
Ne zamana kadar bekleyecekler?
Sorun işte burada yatıyor. Paralarını çekip gittikleri anda Türk ekonomisi sarsılacak, kıyametler kopacak.
Hükümet bunu önlemek için faizi yüksek, döviz kurlarını düşük tutuyor. İhracatçı ağlaşıyor, kredi alanla veren ağlaşıyor ama hiçbir şey değişmiyor.
Yabancılar bizim onlara sağladığımız avantaj ve ayrıcalıkları iyi görmüş, hep birlikte bizi içimizden vuruyorlar. İliğimize kadar sömürüyorlar.
Osmanlı döneminde devleti ve milleti yine yabancılardan oluşan banker-sarraf- tefeci güruhu sömürürdü. Şimdi Türkiye'yi onların benzerleri, bu kez "yatırımcı" kimliği ile sömürmeyi sürdürüyor.
Bir yılda dolar bazında yüzde 50 net vurgun! Ama kabahat onlarda değil, onlara bu vurgun ortamını yaratan bizimkilerde.
* * *
Yazımı yine Prof. Dr. Şükrü Kızılot'tan alıntı yaparak bitireyim:
"Vergi ve faiz avantajları nedeniyle Türkiye'ye gelen sıcak (emanet) para 90 milyar dolara ulaşmış durumda. Döviz kuru düşük, faiz böyle yüksek olduğu sürece, Türkiye, sıcak paranın aktığı ülke olmaya devam edecek. Türkiye yabancılar için inanılmaz bir cazibe merkezi oldu. Türkiye'ye akın ediyor, inanılmaz paralar kazanıyorlar..."
Peki o büyük paralar, yabancıların hem de bir kuruş vergi vermeden, bir kişiye iş yaratmadan, bir tek fabrika kurmadan kazandığı o milyarlarca dolar kimin cebinden çıkıyor?
Bizim!.. Hepimizin!.. Farkına bile varmadan, çaktırmadan!..
zaman: 12.8.07 Etiketler: Dunya Basini, Gundem, Haber, Hurriyet, Internet, Kesinti, Strateji, Yabanci Basin, Yabanci Sermaye, Yazar
4 Ağu 2007
Susuzlugun kara mizahi
Emin ÇÖLAŞAN
ecolasan@hurriyet.com.tr
Susuzluğun kara mizahı
Most Popular Artists
SUSUZLUĞUN kara mizahı olur mu demeyin. Burası Türkiye’dir, her şey olur. Bu ülkenin başkentinde insanlar susuzluk çekerken, bu yaz günlerinde musluktan su akmazken, sadece yakınmazlar. Bazen de başlarına gelene acı acı gülerler!
Osmanlı’nın Maarif Nazırı (Eğitim Bakanı) tarafından söylenmiş bir söz vardır ve tarihe geçmiştir:
"Şu mektepler olmasa maarifi (eğitim işlerini) ne güzel idare ederdim."
İsterseniz bu sözü Ankara’ya, Türkiye Cumhuriyeti’nin başkentine, bazı ilkel Afrika ülkeleri dışında musluktan su akmayan dünyanın tek başkentine uyarlayalım.
"Su sorunu başımıza çıkmasaydı Ankara’yı ne güzel yönetirdik!"
Burada parantez açıp sizlere bir anımsatma yapmak istiyorum. Ankara’da sular akmazken, bidon ve leğen sektörüyle birlikte rezalet her geçen gün büyürken, askeri birlikler, hastaneler, işyerleri, bütün kurumlar, evler yakınırken, iktidar ve muhalefetten hiçbir söz duydunuz mu?
Diyelim ki iktidar bu konuda konuşamaz. Ya muhalefet?.. Ya CHP? Demek ki onların da söyleyeceği bir şey yok!
* * *
Kara mizah sürüp gidiyor. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek buyurdu:
"Belediye personelini iki aylık izne çıkarmayı planlıyorum. Ankara halkı da tatile gitsin, böylece Ankara’nın nüfusu azalsın ve su tüketiminde düşme sağlansın. 50-60 bin kişi anasının babasının yanına gitsin. Fena mı olur!"
Çok şey yaşamıştık da, bu kadarını duymamıştık. Burada benim de kendisine destek olma açısından bir önerim olacak! Dikkate alınmasını istirham ederim!
Ankara’daki askeri birliklerde on binlerce asker var. Onları terhis edelim. Hastaneleri boşaltalım. Böylece hastanelere eski petrol tankerleriyle su taşınmasına son verip bir tasarruf daha sağlayalım. Kamuda çalışanların tamamını izne çıkaralım.
* * *
Sonra şöyle konuştu: "Bizim zeká seviyemiz Cenab-ı Allah’ın bu kadar afet vereceğini bize düşündürmedi."
Estağfurullah! Bu işler zeká seviyesiyle değil, oy apartma hırsıyla ilgilidir. Ankara’da su kalmadığı aylar öncesinden belliydi. Oy kaybı olmasın diye seçime kadar kesintiye gitmediler. Seçim bitti, kesinti başladı.
Sonra Ankara’da yaşayanları suçladı:
"Ben sizi suyu iktisatlı kullanmanız için 2005’te ikaz etmiştim. Tasarruflu kullanılsa, belki suyu kesmeyecektik."
Vay canına! Dünyanın bir başka ülkesinde yaşıyor olsaydık, başımıza bu belaları açan sorumsuzlar görevden alınır, hesap vermeleri istenirdi.
Dedim ya, ne iktidardan tık var, ne de muhalefetten.
* * *
Evet, kara mizah sürüp gidiyor. Aynı belediye başkanı basın toplantısında şöyle dedi:
"Su kesintisinin sorumlusu biz değiliz. Suçlamalar art niyetli ve taraflı. Türkiye’de içme suyu temini DSİ’ye aittir. Asıl sorumlu DSİ’dir. Biz DSİ’yi uyarmıştık."
Bakın burada haklı! Tamamen doğru söylüyor! Niçin?..
Çünkü hepinizin bildiği gibi, DSİ’yi AKP iktidarı değil, CHP yönetiyordu! Onlar Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne korkunç bir sabotaj yaptılar!
Sonra sözlerini sürdürdü:
"Susuzluk yüzünden doğabilecek salgın hastalık riski belediyeye yüklenemez."
* * *
Peki bu işin sonu nereye varacak? Gazeteciler kendisine bunu da sordular. Yanıtı şöyle oldu:
"Cenab-ı Allah bilir. Cenab-ı Allah isterse Ankara’nın su sorunu bir anda çözülür."
İstanbul ve Ankara’da yaşayan milyonlarca insan susuzlukla karşı karşıya. İşin şakası yok. Ellerinde sonsuz para vardı. Bu iki büyük kentin belediyeleri trilyonları, yüz milyonlarca doları gereksiz işlere harcadılar, siyasi yatırım aracı olarak kullandılar.
Kendi futbol kulüplerine bile destek yağdırdılar.
Ama su olayını hiç düşünmediler.
Ak mizahtır, kara mizahtır diye gülmeyin! İşimiz Allah’a kaldı. Dün İstanbul’da yağmur duası yapıldı. Allah hepimize sabır versin. Amin.
Cekecegimiz var!
BANA GÖREÇekeceğimiz var! 04.08.2007 SIRRI YÜKSEL CEBECİ |
| BU adamlar bizden yüzde 46. 7 oranında oy aldılar. Şimdi karşımıza geçmiş, dalga geçiyorlar. |
2 Ağu 2007
Istanbul Muftulugu yagmur duasina cikacak
| ||
| A.A | ||
| İstanbul Müftüsü Mustafa Çağrıcı, yaşanan kuraklık nedeniyle yağmur duası yapılması için il ve ilçe müftülüklerine her hafta yüzlerce e-mail, faks, telefon, dilekçe ve yüz yüze görüşmelerde talepler geldiğini söyledi. Su kıtlığı ve su tasarrufu konusunda İstanbul Müftülüğünün yaptığı çalışmalar hakkında AA muhabirine bilgi veren Çağrıcı, küresel ısınma ve benzeri nedenlerle Türkiye'de ciddi bir kuraklık yaşandığına dikkat çekerek, özellikle İstanbul ve Ankara gibi nüfusu yoğun olan kentlerde bunun önemli tesirlerinin olacağının görüldüğünü kaydetti. Bazı kurumlardan ve vatandaşlardan gelen talepleri dikkate alarak vaaz ve hutbelerde vatandaşlara suyu tasarruflu kullanmaları konusunda telkinlerde bulunduklarını ifade eden Çağrıcı, su tasarrufu ile ilgili birini kendisinin kaleme aldığı 2 adet hutbenin camilerde çeşitli zamanlarda okunduğunu ve cemaatin bilgilendirildiğini belirtti. “Su tasarrufu konusunda yurttaşlarımızın özenli davranması hem toplumsal bir görev, hem de yüzlerce ayet ve hadisin gerektirdiği dini bir ödevdir” diyen Mustafa Çağrıcı, İslam dininin tutumlu olmaya ve tasarruflu davranmaya büyük önem verdiğini kaydetti. Çağrıcı, “Peygamberimiz 'Irmaktan abdest alıyor olsanız bile abdest suyunuzu ölçülü kullanın' diyor. Bu bir zihniyet, tutum, nimete saygı meselesidir. 'Ne kadar çok şey varsa kullanırım, harcarım' anlayışı İslami edebe, ahlaka uygun değildir” dedi. Suyun tasarruflu kullanımı ve yetkililerin bu konudaki tavsiyelerine uyulması için ilçe müftüleri ve vaizlerle zaman zaman toplantılar yaptıklarını ve vaazlarda bu konuların işlenmesini sağladıklarını belirten Çağrıcı, “Vesile düşürdükçe su tasarrufuna cemaatin dikkatini çekmelerini istedik. Ben de kendi evimden, ailemden görüyorum ki, istenirse çok ciddi su tasarrufu sağlanabilir. Yani musluğu açıp abdest alırken, bütün abdest boyunca suyu açık tutmakla, her organı yıkarken suyu açıp sonra aradaki boşluklarda kapatmak arasında çok önemli tüketim farkı olduğu görülüyor. Denerse herkes bunu görür, bunun dışındaki kullanımlar için de bu böyledir” diye konuştu. “Gerek İstanbul İl Müftülüğüne, gerekse ilçe müftülüklerine kuraklık nedeniyle yağmur duası yapılması yönünde vatandaşlardan çok sayıda talep geliyor. Bir anlamda dua programları organize etmemiz istenmektedir. Zaten ilçe müftülüklerimize gelen talepler önemli ölçüde karşılanıyor. 10 milyonu aşkın kişinin yaşadığı İstanbul'da her yerde, herkesin yağmur duası yapması mümkün değil, gerekli de değil. Yağmur duası sünnettir. Peygamberimizin kuraklık zamanlarında yapmış olduğu bir dua, uygulamadır. Peygamberimiz de zaman zaman yağmur duasına çıkmıştır. Çünkü kulun her türlü ihtiyacını Allah'a arz etmesi, sıkıntılarını ona sunması ve ondan yardımını, rahmetini, bereketini dilemesi bir kulluk ödevidir, kulun Allah'a karşı edebi ve terbiyesidir. Biz, zor zamanlarımızda cenabı hakka yüzümüzü yöneltir, elimizi açar, duamızı yaparız. Bunun kabulü, kabul saati Allah'ın bileceği iştir. Bu sebeple insanlar bu sıkıntılı zamanlarda yağmur duası yapılmasını talep ediyor. Biz bu talepleri ilçe müftülükleri kanalıyla yerine getirmeye çalışıyoruz. Yarın da bazı müftülüklerimiz tarafından yağmur duaları yapılacak.” “Yağmur duası talepleri bize e-mail, telefon, faks, mektup ve şahsen yüz yüze görüşmelerle ulaştırılıyor. Bize ulaşan e-maillerde vatandaşlar, kuraklığa vurgu yaparak, sıkıntı çektiklerini ve müftülük olarak yağmur duası organize etmemizi istiyorlar. İstanbul'da 32 ilçe müftülüğü var. İlçe müftülüklerine her hafta 5'er 10'ar yağmur duası talebi geliyor. İl ve ilçe müftülüklerini dikkate aldığımızda her hafta birkaç yüz yağmur duası talebi ulaşıyor.” Yağmur duasının adabının Peygamber'in uygulamalarından ortaya çıktığını ifade eden Çağrıcı, geleneklerde de yağmur dualarının daha çok köy ve kasabalarda arazinin kuruması, hayvanların susuz kalması gibi durumlarda yapıldığını kaydetti. Yağmur dualarının genel olarak açık bir alanda yapıldığını ifade eden Mustafa Çağrıcı, şöyle dedi: “Bunun da bir adabı vardır. Köyün ileri gelenleri, büyükleri, yaşlıları yağmur duasına karar verir. Dua önceden ilan edilir. Küs olanlar barışır, çünkü gönül dünyalarında birlik ve beraberlik içinde olmaları gerekir. Dargın olanlar barıştırılır, birbirleri üzerinde hakkı olanlar mümkün ise ödenmek suretiyle veya helallik almak suretiyle kulluk borçları ödenir, helalleşilir. Duaya gidilirken masumiyeti ve günahsızlığı dolayısıyla çocuklar önde bulunur. Duanın samimiyeti, masumiyeti için insanların gönül ve ruh hazırlığı gerekir. Ondan sonra insanlar toplanır ve orada olabildiğince samimi şekilde dualar edilir. Diğer zamanlarda dua eller göğe açık olarak yapıldığı halde, yağmur duasında yağmurun aşağı inmesini sembolize etmek için eller yere doğru açılır. Duanın ardından kurbanlar kesilerek fakir fukaraya ikramda bulunulur. “ (Hurriyet) |
1 Ağu 2007
Aydinlik Dergisi: Konu basliklari
| AB'NİN İKİYÜZLÜLÜĞÜNÜ AÇIĞA ÇIKARACAK ADIM |
| BATI SEÇİMDEN NEDEN MEMNUN? |
![]() | DIŞİŞLERİ'NDE YENİ IRAK POLİTİKASI HAZIRLIKLARI: |
![]() | MALİYE BAKANLIĞI'NIN CİTİBANK KÂBUSU |
![]() | TRİLYONLAR HARCANAN BARAJ FAALİYETE GEÇEMİYOR |
zaman: 1.8.07 Etiketler: Dunya Basini, Gundem, Haber, Kesinti, Secim, Strateji, Su Kesintisi, Yabanci Basin, Yabanci Sermaye, Yazar







Kuraklık nedeniyle barajlarda bulunan su minimum seviyeye düşünce elektrik üretimindeki sıkıntı büyüdü. Özellikle Ege ve Akdeniz’de seçim sonrasında yoğunlaşan elektrik kesintileri sanayici ve turizmcileri isyan ettirdi.