MilliGazete etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
MilliGazete etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Nis 2009

Guantanamo'da Müslüman Olan Yankee

Mehmet Şevket Eygi

araştırmacı yazar

  • Özgeçmişyazarı tanımak ister misiniz?
  • Arşivyazarın diğer tüm makaleleri
  • Mesajyazarla iletişim kurmak için

DÜNYANIN en güçlü uzmanları, en derin bilginleri, en gelişmiş beyinleri, en büyük kütüphaneleri, en imkânlı araştırma merkezleri ABD'dedir. Yeryüzünde kaç ülke ve devlet varsa, ABDonlardan beyin, vasıflı insan ithal etmiştir ve çalıştırmaktadır. Harvard Üniversitesi'nin kütüphanesinde 15 milyon kitap ve belge bulunmaktadır.Orada 2500 üniversite vardır.

Madalyonun öbür yüzü: Dünyanın en cahil halkı Amerikan halkıdır. ABD ordusunun cehaleti korkunç boyuttadır. ABD'de ya hiç okuma yazma bilmeyen, yahut zar zor çat pat okuyabilen 75 milyon vatandaş bulunduğuna dair yazılar okumuştum.

ABD zirveler ve uçurumlar ülkesidir. Bir yanda hukuk, demokrasi, bilgi, insan hakları, din ve düşünce hürriyeti zirveleri; öbür yanda cehalet, ahlâksızlık, azgınlık, haksızlık, içki, fuhuş, bin türlü sapıklık, eşitsizlik, sömürü gayyaları.

ABD çağımızın Roma'sıdır. ABD çağımızın Babil'idir. ABD çağımızın Sodom Gomore'sidir...

İşte bu zirveler ve gayyalar Amerika'sının çocuklarından biri, Terry Holdbrooks, orduda mukaveleli bir askerlik işine/hizmetine başlar. Vazifesi Guantanamo üssündeki Müslüman mahpuslara (haps edilmişlere) gardiyanlık yapmaktır.

Herhangi bir dine bağlı olmayan, Allah'a inanmayan er Terry orada cehennemi görür. Harp hukukunu tanzim eden Cenevre sözleşmelerindeki esir statüsünde bile bulunmayan tutuklulara ne korkunç işkenceler ve zulümler yapıldığına şahit olur. Arkadaşları Yankee'lerin orada, boş zamanlarında genellikle iki eğlencesi vardır: Porno film seyretmek, pingpong oynamak. Vazife saatlerinde de Müslümanlara işkence ve eziyet etmek.

Orada zulüm, ahlâksızlık, vahşet o dereceye varmıştır ki, Kur'ân yırtılıp ayaklar altına atılmış ve parçaları tuvalete süpürülmüştür.

Guantanamo'da insanlık yoktur.

İşte bir gece Allahsız ve dinsiz Terry'nin kalbinde hidayet şimşeği çakar ve konuştuğu Faslı Müslümana "Bana bir kağıda Kelime-i Şehadet'in İngilizcesini ve Arapça telaffuzunu (okunuşunu)yaz" der. Sonra kağıdı alır ve okuyup Müslüman olur.

Gizli gizli namaz kılmaktadır. Beraber kaldığı odadaki iki arkadaşı onun bu seçimine saygı gösterirler ama üstleri şüphelenir. Guantanamo'dan başka bir yere nakl ederler ve bir müddet sonra da kontratını fesh ederler.

Gördükleri, başından geçenler Terry'nin dengesini bozar, kendisini alkole ve pavyonlara verir, içki içmeye başlar, alkolik olur.

Geçirdiği bir trafik kazasından sonra tekrar İslâm'a döner. Bir yazarla anlaşır ve gördüklerini kitap haline getirir. Böylece rezaletleri ve dehşetleri dünyaya bir Yankee, bir daha ilan eder.

TEKRARLAMAYA DEVAM EDECEĞİM

YAZILARIMDAN hoşlanmayan bir din kardeşimiz sinirlenmiş "Bu adam hep aynı şeyleri yazıyor!.." demiş.Eyvallah, doğrudur, bazı şeyleri sık sık yazıyorum. Lakin, eski yazdıklarımı yeniden yayınlayarak değil, o konuda yeni yazılar kaleme alarak.

Nİçin?.. Zarurî, lüzumlu, faydalı, iyi fikirleri bir kere söylemek ve yazmak yeterli değildir. Bıktırmamak, usandırmamak, bezdirmemek şartıyla bunların tekrar edilmesi, devamlı şekilde bildirilmesi, duyurulması gerekir.

Muhalif okuyucumun düşünce ve duygularına elbette hürmet ederim. Lakin, onun da elinde çok imkânlar vardır. Beğenmiyorsa okumaz. Ne kadar kolay değil mi? Beğenmediğin bir TV programını kapattığın gibi...

Sanırım onun asıl şikayetçi olduğu husus, bendenizin bazı konuları tekrar etmem değil, "Onun sevmediği, istemediği, hoşlanmadığı konuları tekrar" etmemdir. Aradaki farka dikkat buyurmanızı istirham ederim.

Şöyle yazılar yazsa idim:

Hazret-i Muhterem çok büyüktür...

Hazret-i Muhterem pek büyüktür...

Hazret-i Muhterem yaman büyüktür...

Hazret-i Muhterem'in fikirleri çok büyüktür...

Aman Hazret-i Muhterem...

Medet Hazret-i Muhterem...

Canım ciğerim Hazret-i Muhterem...

Bu tekrarlardan kimbilir ne kadar hoşlanacak, bana tahsinler, tebrikler, aferinler yağdıracaktı. Nur ol, var ol, elin dert görmesin, yaz yaz yaz... Bizim Hazret-i Muhteremi yaz... Hep onu yaz... Onun marifet ve menkıbelerini yaz...

Bendeniz hiçbir Hazret-i Muhterem'i isim vererek, kimlik göstererek tenkit etmem. Anonim (ortaya) tenkitler yaparım. Ucu Falana veya Filana dokunuyormuş. Bu beni ilgilendirmez.

Bazıları üzülecek ve bozulacak diye fıkhın lüzumundan, mezheplerin lüzumundan niçin bahs etmeyecekmişim?

Nİçin, Allah katında hak ve muteber tek din İslâm'dır demeyecekmişim?

Niçin, bazı diyalogçuların görüşlerinin çok yanlış olduğunu söylemeyecekmişim?

İyi, doğru, güzel şeyler hep tekrar edilmeli.

Zihinlere yerleştirilmeli.

İman, İslâm,Kur'ân, Şeriat, fıkıh, İslâm ahlâkı, İslâm hikmeti gerçekleri hep söylenmeli, hep yazılmalı.

Öyle ki, bu konudaki gerçekler halkın ve gençliğin vicdanlarında yer etsin.

Bozuk, yanlış, hatâlı fikirler, görüşler de tenkit edilmeli.

Bu tekrarlar, bu tenkitler yapılırken İslâm kardeşliği bozulmamalı.

İsim vererek, kimlik göstererek kimse karalanmamalı. Ismarlama gömlek dikilmemeli, hazır gömlek dikilmeli.

"Efganî'nin aleyhinde bulunanlar onun taharet bezi olamazlar..." gibi ucuz, galiz, yakışıksız tenkitler yapılmamalı; konu, elden geldiği kadar edepli, vasıflı, seviyeli bir şekilde tartışılmalı. Efganî'nin masonluğu, "Onu tenkit edenler onun taharet bezi olamazlar..." edebiyatı ile savunulabilir mi? Varsa elinde delilin, gerekçen onlarla konuş. Efganî sadece Mason değildir, azılı bir Masondur. (Bu konuda ileride gerekçeli bir yazı kaleme alacağım.)

Bazılarına dall ve mudil (Hem sapık, hem de saptırıcı) diyormuşuz...İsim veriyor muyuz.Vermiyoruz... Ne diyoruz? Kur'ân'da kesin olarak bildirilen bir emri veya yasağı inkâr eden dall ve mudildir. Adam Kur'ân'da tesettür yoktur diye bas bas bağırıyor. Bu kişiye hidayet meş'alesi diyecek halimiz yok...

Bazı kişiler, hakkında 14 asırlık bir icmâ olan "Kadınların hayız halinde namaz kılamayacaklarına" dair kesin fıkıh kuralına aykırı fetvalar veriyor. İsim vermeden onları niçin tenkit etmeyecekmişiz...

Biz Ehl-i Sünnet ve Cemaat Müslümanları "Kur'ân'ı ehil olmayan, icazeti bulunmayan kişiler re'y ve heva metoduyla tercüme ve tefsir edemez" diyoruz. Bazıları bizi bu yüzden Kur'ân düşmanlığı ile suçlamaya yelteniyor. Bu kadar haksızlık ve insafsızlık olur mu?

Evet İman, İslâm, Kur'ân, Sünnet,Şeriat ve Ahlâk hakikatleri tekrar edilecektir.

Buna paralel olarak bid'atler, bozukluklar, yanlış görüşler tenkit edilecektir.

Bârika-i hakikat müsâdeme-i efkârdan doğar.

Bu tenvir (aydınlatma) ve tenkit (eleştiri) faaliyetleri esnasında isim verilmeyecek, şahıslar veya cemaatler hedef gösterilmeyecektir.

Bütün Müslümanlar kardeştir. Uyarmak, aydınlatmak, olumlu tenkitler yapmak fitne ve fesat olarak görülemez.

HEYBELİADA MEKTEBİ AÇILIRSA

OBAMA hazretleri emir ve tavsiye buyurmuşlar, Heybeliada'daki Rum Ortodoks Ruhban mektebini açarsanız iyi olur demişler. Ankara ricali bu tavsiye karşısında ne yapar bilmem ama bendeniz Müslüman bir Türkiyeli olarak daha fazla din, inanç, inandığı gibi yaşamak, eğitim hürriyeti isterim.

Heybeliada ruhban mektebi açılırsa...

Müslümanlara da, yüzde yüz hür ve bağımsız kendi okullarını, medreselerini açmak hürriyeti verilmelidir.

Diyanet İşleri üzerindeki "rejimsel" ve ideolojik baskılar kaldırılmalıdır.

ABD'den, AB'den, İsrail'den gelen tavsiyeler doğrultusunda, Türkiye İslâmlığını Fazlurrahman mezhebi haline getirmek zorlamalarından vazgeçilmelidir.

Yine dışarıdan gelen ilhamlarla sahih hadîsleri ayıklamak faaliyetleri derhal durdurulmalıdır.

Eşitlikse biz Müslümanlar da bu eşitlikten yararlanmak istiyoruz.

Masonlar çok eşit, Müslümanlar az eşit.Böyle eşitlik olmaz olsun.

Kemalizmle İslâm'ı bağdaştırmak isteyenler, bunun tutacağına sahiden inanıyorlar mı?

Biz Müslümanlar kimseden lütuf istemiyoruz. Haklarımızı istiyoruz. Kaynak:Milligazete.com.tr

19 Eyl 2007

Bir Turk Kedisi Ingilizce Miyavladi!


Mehmet Şevket Eygi
500 Kilo Patlayıcı...
Mehmet Şevket Eygi
17.09.2007

Bir Türk Kedisi İngilizce Miyavladı!

500 kilo patlayıcı yakalanmış, patlasaymış 3 kilometrelik bir alanda her şeyi havaya uçururmuş. Yine içi patlayıcı madde dolu ikinci minibüs daha bulunmuş...

Ya Rabbi!.. Bunlar ne korkunç haberlerdir. Yeteri kadar aldıran, korkan, dehşete düşen var mı?

Biz zelzele haberlerine alıştık.

Biz teröre alıştık.

Biz fitne fesada çok alıştık.

Bir yakalanacaklar, iki yakalanacaklar, üç yakalanacaklar... Sonra bilmem kaçıncısında yakalanmayacaklar ve korkunç tarrakalar olacak, her şey havaya uçacak.

Bu patlayıcılar PKK’ya aitmiş. Siz bu martavallara inanıyor musunuz?

Bunların ardında bizim iki dostumuz ve müttefikimiz var... Biri çok büyük, biri nüfus ve yüzölçümü bakımından küçük iki dost...

Yabancı bir devletin savaş uçakları komşu bir ülkeye saldırmış ve kaçarken bizim topraklarımız üzerinden uçmuş. Üstelik, yedek yakıt depolarını da bizim üzerimize atmışlar. Sivil hükümet bu devletten bilgi istemiş, cevap vermeye tenezzül bile etmemişler. Onlara kim izin vermiş?

Yahu neler oluyor bu ülkede?

Dikkatleri dağıtmak için meraklı konular yayınlayıp duruyorlar. Tavyan’da bir karının silikonlu göğüsleri varmış. Karıyı bir arı göğsünden sokmuş ve fıssst silikonlu göğüs patlamış... Heh heh heh...

Bir kedi anne diye bağırmış... Bir şempanze güvercine aşık olmuş. Bir adam üvey kızına tecavüz etmiş...

İmdat imdat imdaaat!.. Üniversitelerde başörtüsü serbest olacak... Biz kedilerle, güvercin ve şempanzelerle, çocuğuna tecavüz eden kavatlarla meşgul olurken 300 kiloluk, 500 kiloluk, 600 kiloluk kaçak patlayıcılar yurda sokuluyor. Ya bunlardan biri patlarsa? Aldırma canım, sen fazla abartıyorsun...

Bak Ramazan şenlikleri, etkinlikleri eğlenceleri ne kadar güzel. Ah, Kantocu Şamram, Peruz, Virgin, komik-i şehir Kel Hasan; sağ olacaktınız da bu etkinlikleri görecektiniz.

Ekselansın biri aksırır. Etrafındaki yalakalar hep bir ağızdan “Efendimiz, ne güzel aksırdınız... Bu ne şahane aksırıktı... Sizin gibisi yok...” derler. Ekselans gurur ve kibir içinde etrafa mütehakkimane tebessümler saçar. Gerçekten bitirim biridir bu bizim sayın ekselans...

Yabancı dost devletler Türkiye’ye patlayıcı madde sokadursunlar, bizim birileri gizli hesaplar peşindedir. Büyük şehirlerin civarındaki ormanlar, çalılıklar, kırsal arazi yerleşime ve yapılaşmaya açılacak ve 100 milyarca dolar vurulacak. Oh ne güzel!..

Sayın Tanrıkulu Rose... Sakın bu konuya imza basmayınız, sonra ileride hesap veremezsiniz.

Rektör beyefendi “Bizim başörtüsü diye bir meselemiz ve zorumuz yok, biz türbana karşıyız...” demiş. O zaman, şu başörtüsü nedir söyleyin de üniversiteye giremeyen kızlar başlarını o şekilde kapatıp tahsil haklarını kullansınlar.

Sahi kuzum, İsrail uçaklarına hava sahamızı kullanma iznini kim verdi? Bal tutan parmak yalarmış... Bizimkiler yalamakla yetinmiyor, kepçe kepçe, kazan kazan bal yiyor. Onları uyarmak gerekir. Şeker hastası olacaklar ve belalarını bulacaklar.

Patlayıcılar... Ramazan şenlikleri... Rantlar... Ballar yağlar... Ödemekle bitmeyen faizler... Sen ben kavgaları... Manken Fıstikıyye ... Futbolcu Tolgaç eliyle koluyla ne işareti yaptı... A hayret, Türk kedisi İngilizce miyavladı...Tencere dibin kara, seninki benden kara... Saçma ile öldürülen Yunus... 500 kiloluk köpek balığı yakalandı... Satürn’ün uydusunun fotoğrafları şaşırtıcı... Prof. Titretir, yaklaşan deprem dedi... Marul karın ağrısına iyi gelir...

Gaflet, şaşkınlık, hayret, yatakta uyumak, ayakta uyumak... Rantçılar, yarın Kıyamet kopacağını bilseler bugün yine rant elde etmek için kuduzca çalışır...

Ya, yakalanamayan patlayıcılar bir yerde, bir zamanda güm diye patlarsa?

Müslümanlık Lafla Değil, İşle Olur

MÜSLÜMANLIK laf dini değil, iş (aksiyon) dinidir. Müslüman kişinin, Müslüman toplumun, Müslüman ülkenin durumu onların aksiyonlarından anlaşılır.

Şehirde ezan okunmaya başlandı. Müslümanlar işyerlerinden, evlerinden, dükkânlarından çıkar ve camiye giderek cemaatle namaz kılar.

Müslüman toplum içinde kötü, çirkin, münker bir iş alenen yapıldı. Derhal bir reaksiyon (tepki) oluşur, Müslümanlar bunu yasal sınırlar içinde önlemeye çalışır.

Devlet ve ülke idaresinde bir yolsuzluk, kanunsuzluk oldu. Müslümanlar bunu etkili şekilde tenkit eder ve muhalefet yapar.

Biz nasıl bir İslâm toplumuyuz ki:

Gençler büyüklere saygı göstermiyor,

Büyükler küçüklere şefkat ve merhamet ile yaklaşmıyor.

Bir İslâm toplumunda 18 yaşındaki delikanlı otururken, seksen yaşındaki ihtiyar ayakta yolculuk yapar mı?

Müslüman bir toplumda zenginler Neron gibi tıkınırken, fakirler ve yoksullar sefalet çeker mi?

Müslüman bir toplumda sahipsiz kalmış on iki yaşındaki bir kıza altmış erkek tecavüz edebilir mi?

Müslüman bir toplumda genel bir haram yeme olabilir mi?

Müslüman bir toplumda herkes evine dört süper kilitli çelik kapılar taktırmak ihtiyacını duyar mı?

Müslüman bir toplumda yalnız yaşayan bir ihtiyar dairesinde ölür ve bu ölüm üç hafta sonra cesedi koktuktan sonra anlaşılır mı?

Müslüman bir toplumda yaygın bir şekilde riba muameleleri yapılır ve riba parası yenir mi?

Müslüman bir toplumda şehirler ve binalar bu kadar çirkin olabilir mi?

Müslüman bir toplumda insanlar bu kadar stresli, problemli, sinirli olabilir mi?

Olamaz, olamaz, olamaz...

Müslüman bir toplumda sosyal barış olur, toplumsal mutabakat olur, huzur olur, güvenlik olur.

Günahsız hiçbir toplum olmaz, İslâm toplumunda da günah işlenebilir, yanlış yapılabilir; lakin bunlar toplumu batıracak derecede olmaz.

İslâm toplumu sâlih (iyi), düzgün bir toplumdur. Adı Müslüman olan bir toplumda fısk, fücur, günah, isyan, tuğyan, fuhşiyyat, işret, iffetsizlik, kumar, piyango, lotarya, hırsızlık, haram yeme, devlet ve millet mallarını ve gelirlerini zimmetine geçirme, nifak, şikak, tefrika, çekişme, tepişme, gıybet, nemime haddinden fazla olursa o toplum zahirde Müslüman gibi görünse de gerçekte değildir.

İslâm toplumu öyle bir toplumdur ki, batıdaki Müslümanın ayağına bir diken batsa, doğudaki Müslüman onun acısını yüreğinde hisseder.

Mârufla emredilmeyen ve münkerden alıkonulmayan bir toplum İslâm toplumu değildir.

Bir toplumun İslâm toplumu olması için kubbeli camiler olması, minarelerinden ezan okunması, Ramazanda çörekotlu pide pişirilmesi, Kurban bayramında kurban kesilmesi yeterli değildir.

İslâm’ın nizamı vardır, o nizamın olmadığı yerde İslâm’ın sadece adı vardır.

Müslümanlar İslâm’ı bizzat yaşamaya çalışsınlar, sözde değil, özde Müslüman olsunlar. Ondan sonra toplumun, ülkenin düzelmesini isteyip bekleyebilirler.

Duzeltemeyecekseniz, bari bozmayin


Ekrem Kızıltaş
Düzeltemeyecekseniz, bari bozmayın…
Ekrem Kızıltaş
ekiziltas@milligazete.com.tr
19.09.2007

Anayasa çalışmaları üzerindeki tartışmalar ‘sesi gür çıkanların’ arzu ettiği yönde ilerliyor gibi.

‘Anayasanın ancak bir kurucu meclis tarafından yapılabileceği’ tezi birilerinin rüyalarını süsleyen bir fantezi olarak kalacak gibi ama ‘Kaldırılması teklif dahi edilemeyecek maddeler’ hususundaki baskılar netice verecek gibi.

21. Yüzyılda Anayasa’daki ‘kaldırılması teklif dahi edilemeyecek maddeler’ konusunu sürdürme ısrarının, kendilerini alabildiğine demokrat addedenlerden geliyor olması ilginç.

Asıl ilginç olan, tartışmaların aldığı seyrin, Milletimizin arzu ettiği birtakım hususları riske atıyor olması.

Umarız korkulanlar gerçekleşmez ama yorumlar, din eğitimi ile ilgili düzenlemelerin bir tür mesafe kaybı manasına gelebileceği yönünde.

1982 Anayasası 24. Maddesinin yeni hali ile ilgili teklifler, bizleri eskinin de gerisine götürecek gibi.

Tercih mi, muafiyet mi?

24. Madde’nin 4. fıkrasında yer alan “Din kültürü ve ahlâk öğretimi ilk ve orta-öğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır.” hükmü yerine önerilen alternatiflerden birisi, ‘Din Eğitimi ve Öğretimini’, öğrenci velisinin talebine bağlı olarak seçmeli ders haline getirirken; diğeri bu defa ‘Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi’ adı ile, istemeyenlerin muaf olabileceği şekilde, yine seçmeli hale getiriyor.

Biraz mübalağa ederek söylersek, ‘Dimyat’a pirince giderken, evdeki bulgurdan olma’ hali ile karşı karşıyayız.

Mevcut halde ‘Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi’ mecburi. Ve bu hususun yer aldığı 24. Madde, 4. fıkranın devamında “Bunun dışındaki din eğitim ve öğretimi ancak, kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanunî temsilcisinin talebine bağlıdır.” deniliyor.

Daha ileri olduğu söylenen yeni halde, ‘Din Eğitimi ve Öğretimi’ olarak isteğe bağlı ya da; ‘Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi’ adı ile, bu defa muafiyet isteğe bağlı…

Uygulama’dan ne haber?

24. Maddenin mevcut halinin nasıl uygulandığını ve özellikle de, bu maddede yer alan, “Bunun dışındaki din eğitim ve öğretimi ancak, kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanunî temsilcisinin talebine bağlıdır.” kısmının, nasıl bir yasak anlayışına malzeme yapılabildiğini biliyoruz.

Maddenin mevcut halinden, Kur’an Kursları ve Yaz Kur’an kurslarına getirilen sınırlamaları uygulamak için malzeme bulabilen zihniyetin, yeni hal gerçekleştiğinde neler yapabileceğini düşünmek bile istemiyoruz.

Eğer, ‘uygulamada bu meseleler halledilir’ diye düşünenler varsa, onlara da, şu ana kadar yapılamayanların bundan sonra da ‘yapılamayabileceğini’ hatırlatırız..

24. Maddenin diğer fıkralarında yapılması düşünülen değişikliklerin de ciddi bir şekilde gözden geçirilmesi gerekiyor ve umarız geçirilecektir de.

Bize yeni ve sivil olduğunu iddia ettikleri bir Anayasa hazırlamak için uğraşanlara elbette teşekkür etmemiz gerek. Ama yapacakları Anayasa, Millet olarak sahip olduğumuz hakları biraz daha geriye götürecekse, biz almayalım.

Kaldı ki, hemen her hususta batıya doğru bakma eğiliminde olanların, Din eğitimi ve öğretimi hususunda başka yönlere bakmalarını da anlayamıyoruz bir türlü...

Son söz: Düzeltemeyecekseniz, bari bozmayın...