Yeni Asir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yeni Asir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Ağu 2007

Bu %47 başka %47

Ayan Beyan

Bu %47 başka %47

26.08.2007

MEHMET AYAN



GÜNGÖR Uras, okuldan hocamızdı. İletişim Fakültesindeki Türkçe-Sosyal beyinli bizlere o hiçbir zaman yüzünden düşürmediği gülümsemesi ve anlaşılır Türkçesi ile ekonomi anlattı 2 yıl. Ekonominin abc’sine bir parça hakimsek bundan kendisinin ve rahmetli Selçuk Abaç hocanın çok katkısı vardır. Bu nedenledir ki, hocamın her yazısını takip ederim. 23 Ağustos Perşembe günü Türk ekonomisinin içinde bulunduğu durumu ders verir gibi, sokaktaki çocukların dahi anlayabileceği şekilde, ekonomi yönetimindekilerin ve hala ‘istikrara devam’ diyenlerin gözüne sokarcasına öyle bir özetlemiş ki, tadından yenmiyor. İktisatçı Alaattin Aktaş’ın yaptığı hesaplamayı kaba çizgilerle aktarıyor Güngör Hoca köşesinde.



Geçen yıl Temmuz’da Türkiye’ye 1000 dolar getiren bir yabancının öyküsü... 2006 Temmuz’da ülkemizde dolar fiyatı 1.55 YTL. 1000 dolar eşittir 1.550 YTL. Bu parayı bonoya yatıran yabancı, %21.51 faiz elde ederek 1.884 YTL’ye sahip oldu. 1.884 YTL’yi, 1.27’den 2007 Temmuz’unda bozdurdu. Elde ettiği gelir 476 dolar. Yani bir yılda Amerikan dolarına %47.6 faiz aldı.
60 yaşındaki Japon ev kadınlarının parasını Türkiye’de işletip milyonlarca dolar kazandıkları bir ülkeden bahsediyoruz. Uyanık olmamız lazım uyanmamız lazım. Laiklikten başka muhalefet sermayesi olmayan CHP’nin, rejimin sadece 6 oktan ibaret olmadığını, bu ülkedeki hayatın sürdürülebilir kılınmasında ekonominin büyük bir yer işgal ettiğini özümseyerek muhalefet yapması gerektiğini bilmesi lazım.
Türkiye’nin, Türk insanının ezici çoğunluğunun bugün itibariyle rejim, İslam, demokrasi ve cumhuriyetle sorunu ve kavgası yoktur. Ama ekmeğini kazanma kavgası, hayatını sürdürme sorunu vardır.
Bunları 22 Temmuz’da %47’si AKP’ye oy veren bir ülkenin vatandaşlarına samimi olarak seçimden 1 ay sonra haykırmak geliyor içimden. Gazeteci sorumluluğum bunu gerektiriyor.

Ey %47! Seçiminize saygı duyuyorum. Size ‘göbeğini kaşıyan adam’ muamelesi yapanlardan değilim, olamam. Yaptığınız seçim her ne gerekçeyle olursa olsun maalesef yanlıştır. Gerekçeniz ‘ekonomik istikrar var, istikrara devam’ ise, ne olur şu yukarıdaki 1000 doların 1 yılda bir yabancının eline 1476 dolar olarak nasıl döndüğüne bir kere daha bakın. Aradaki %47 dolar faizi dünyanın hiçbir yerinde yok! Sizi, beni soyuyorlar. Siz ise maalesef 1.27’lik dolar kurunu istikrar sanıyorsunuz. Doların Türk lirası karşısında değer kaybettiğini sanıyorsunuz. Halbuki, dolar bolluğu Türkiye’nin içini boşaltıyor. Halbuki, yüksek faiz verdiğimiz için dolar bize akıyor. Halbuki, gelen para (sıcak para) 2001 yılında olduğu gibi canı sıkılıp gittiği zaman bizi duvara toslatacak. Bunları görmüyor musun? Gelen paranın yatırım, üretim ve istihdama gitmediğini, yabancının Türkiye’ye paradan para kazanmak için geldiğinin farkında değil misin?
Duvara çarpacağız ey halkım! Duvara çarpacağız ey %47! Bunları seçimden, seçiminizden 1 ay sonra yazıyorum. Bunları önümüzdeki seçime 5 kala, muhalefet olsun diye kaleme almayı kendime yakıştıramadığım için, testinin kırılmamasını istediğim için yazıyorum.
Tekrar başa dönelim. Bir matematik formülle tamamlayalım. 2006 Temmuz’unda 1000 dolar eşittir 1550 YTL. 1550 YTL bir yıl sonra %21.51 faizle 1884 YTL. 1884 YTL 2007 Temmuz’unda eşittir 1476 dolar. Yıllık dolar faizi %47...
Ey %47, seni ve dolayısıyla beni bitirecek %47, bu matematikteki korkutucu formülde mevcuttur. Endişem de budur!


Arda Turan’ın ihtiyacı



Galatasaray’lI Arda Turan, Türk futbolunun yıldız adayı. Anlaşılan o ki öyle de kalmaya devam edecek. Çünkü sevgili kardeşimiz, yıldız adaylığından yıldızlığa terfii etmemek için direniyor. Halı sahada top oynamaya, motosiklete binmeye, özel hayatına dikkat etmemeye özen gösteriyor. Ligler tatildeyken, Arda’nın kız arkadaşıyla Bodrum koylarından birinde, yat içinde keyif yaptığı görüntüleri herkes hatırlıyor. Bunun üzerine bir de Koprivnica maçı sonrası yine gecenin bir köründe Sortie’den çıkarken çekilen görüntüleri geldi. İki olayda da Arda’nın davranış suçu yok. İkisinde de izin günlerinde... Halı sahada top oynamak ve motosiklete binmekten daha ‘profesyonel’ işler bunlar. Ancak iki olayda da Arda’nın ‘management’ hatası var. Gazetecilerle kurması gereken ikili ve çoklu ilişkilerdeki başarısızlığı var. Bodrum’daki yatta o naneleri yiyeceksen, bunu iki mil açıkta yapacaksın! Gece kulübünden çıkarken gazetecilerin olabileceğini düşüneceksin, ona göre ya ayık kafayla çıkacaksın, içkiliysen de, (her gece kulübünün kesin vardır) arka kapısından çıkacaksın. Ya da gazeteci kaynayan gece kulübüne gitmeyeceksin!
İşte tüm bunlar Arda için bir management problemi. Arda’nın bir hayat koçuna ihtiyacı var. Anlaşılıyor ki, şu an çevresinde bulunanlardan biri olmamalı bu kişi!


Sivas’taki tekel bayileri muhbir mi, taraftar mı?
Lİg TV’de Cuma günü yayınlanan Futbol Gündemi programında Sivasspor Teknik Direktörü Bülent Uygun açıklamalarda bulunuyor. Sivas’taki tüm tekel bayilerini tanıdığını, futbolcuların içki alışverişlerini dakika-dakika takip ettiğini bildiriyor. Küçük bir şehirde sayısı abartılı olmayan tekel bayilerinden futbolcuların alışverişlerini takip etmek zor olmasa gerek. Oyuncuların profesyonel hayatlarına dikkat etme zorunluluğu olduğu kadar, izin zamanlarında özgür yaşama hakları da bulunuyor. Hocalar bu özgürlük/profesyonellik çizgisine saygı duymalı. Bülent Uygun’un iyi niyetinden ve oyuncularını kötü alışkanlıklardan koruma anlayışından zerre şüphe duymamak lazım. Ancak oyuncuların bir Anadolu kentinde sosyal yaşamdan yoksun bir ortamda, en azından haftalık izinlerinde demlenme keyfine limon sıkılmamalı. Sivas’ın tekel bayilerinin yaptığına halk arasında ‘muhbirlik’ denir, taraftarlık değil!

20 Ağu 2007

Yaraticiligimiz nasil gelisir?



BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM GÖREVLİSİ C. OĞUZ GEL ANLATTI
Yaratıcılığımız nasıl gelişir?


Ezberden uzak bir sistem içinde çalışmak, düşünce becerilerimizi de geliştiriyor

ENGİN İNCE

Her zaman nasıl yaratıcı olabileceğimizi tartışır dururuz. Değişik taktik ve stratejiler dener 'yaratıcı insanlar' kategorisine dahil olmaya çalışırız. Yaratıcılığı geliştiren yollarla ilgili değişik öneriler konuşuluyor, hatta iletişim fakültelerinde ders olarak da okutuluyor. Okul yıllarımdan kendi adıma anımsadıklarım, 'işten eve dönerken farklı yollardan gidin, küçük çocuklarla konuşun, kendi ideolojinizin dışında yayınlar okuyun' gibi yaratıcı düşünceye davetiye çıkaran yöntemler öğrenmiştik. Bu ve buna benzer önerilerin ne kadar yararı var bilmiyorum ama denemekten de zarar gelmez diye düşünüyorum.



Bu hafta Boğaziçi Üniversitesi'nde yarı zamanlı öğretim görevlisi olarak çalışan Oğuz C. Gel ile yaratıcılık konusunu tartıştık. Gel, iş dünyası ve bilgi teknolojisi ile ilgili birçok konferans, konvansiyon ve benzeri etkinlikte gerek kurul ve jüri üyesi, gerekse konuşmacı-katılımcı olarak da görev yapıyor.

- Yaratıcılık kavramını nasıl tanımlarsınız? Ya da tanımlamak çok mu sığ kalır? Yani bu kavram 'anlatılmaz, yaşanır' türünden bir kavram mı?

Benim anladığım kadarıyla yaratıcılık en başta, var olanın dışına çıkmayı gerektirir. Bilinenlerden, öğrenilenlerden, ezberletilenlerden, dayatmalardan uzaklaşıp, farklı düşünebilme yetisini gerektirir. Bunu becerebilmek için de bence "Neden?" yerine "Neden olmasın?" sorusunun üzerine yoğunlaşmak daha doğru olur. "Ezberci eğitim sistemi"ni herkes eleştiriyor, ama bu konuda kimse bir şey yapmıyor.

- Bir şirket yaratıcılıktan yoksun faaliyetlerle ayakta kalmaya devam edebilir mi?


Yanıtım, kocaman bir evet!... Ama bunun bir ön koşulu var: Rekabet diye bir şey olmayacak. Yani önünüze gelene, elinizi öpene, istediğiniz fiyattan mal ve hizmet satabileceksiniz. Ve tabii, "Yaratıcılık"tan anladığınız da sadece atkuyruklu, küpeli ve sakallı "Creative" gençlerin oluşturduğu reklamlar ve logolar olacak. Ama bu reklam ve logolar o derece başarısız olacak ki siz çalışanlarınıza, satıcılarınıza, bayilerinize ve müşterilerinize "Reklamın aslında ne mesaj vermek istediğini" ayrıca anlatacaksınız ve logonuzun ne anlam ifade ettiğini web sitenizde uzun uzun açıklayacaksınız.

Bir şirket en çok hangi alanda yaratıcılığını konuşturmalı? Hangi departmanlar lokomotif görevi görüyor?


Akla ilk gelen tabii ki "Ürün geliştirme", "Araştırma-Geliştirme", "Pazarlama" gibi bölümler. Ancak bence bu hemen her bölüm için söz konusu olabilir. Düşünün; müşterinin sorununa yaratıcı bir çözüm geliştirmek fena mı? Tamam, yaratıcılık yapacağız diye kural, kanun, ilke ve prosedürleri delmenin de bir anlamı yok ama bazen bunların yetmediği noktada yaratıcı çözümler bulmak hiç de kötü olmasa gerek. Muhasebede de yaratıcı olabilirsiniz, insan kaynaklarında da. Yeter ki biraz düşünmeyi öğrenebilelim.

Rutin bir yaşam
Şablon davranışlar yaratıcılığı öldürmede birebir etkili mi?


Bence bunun yanıtı hem evet, hem de hayır. "Şablon davranış"tan kastınız emniyet kemeri takmak, yasak yerde sigara içmemek, kanun ve kurallara uymak ise yanıtım kocaman bir hayır!... "Neden?" diye sorabilirsiniz ve size hemen, duymak istemeyeceğiniz bir örneği vereyim: "Robotlaşmış" diye yerin dibine geçirdiğimiz, "çok kurallı, çok sistematik" diye aşağıladığımız toplumlar mı bilim, sanat ve kültürde ileri gitmişlerdir, yoksa örf-adet gibi yazılı kuralların baskısından bunalıp bunların intikamını kanun ve kurallardan alanlar ve bunları sürekli çiğneyenler (Yani, emniyet kemeri takmayanlar, yasak yerde sigara içenler, emniyet kemeri ikazını susturmak için kemeri koltuğun arkasından geçirenler) mi Öte yandan, eğer çok rutin bir yaşam tarzına sahip, bildiklerinin dışına çıkmak istemeyen, tutucu insanların yaratıcılıklarının yok olup olmadığını soruyorsanız, yanıtım evet. (Yeni Asır)