Yeni Safak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yeni Safak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Tem 2008

Turkiye’de sistem

Hasan DEMİR
hasandemir54@hotmail.com
Yazı Tarihi: 21/07/2008

Sahi, bunları kim yazmış olabilir?

“Türkiye’de sistem çökmüştür.”
“Bugün geldiğimiz noktada, bütün iddialarını yitirmiş, büyük dünya devletlerinin bizi görünce yüzümüze, arkamızı döndüğümüzde hâlimize güldüklerini (...) artık daha iyi görmeye başladık.”
“AB projesi, Türkiye’yi demokratikleştirme projesiydi.”
“(...)AB, Türkiye’nin tam olarak demokratikleşmesini istemez. Çünkü Türkiye’nin tam demokratikleşmesi demek (...) Türkiye’de halkın kendi iradesini siyasete, kültüre, düşünceye, sanata ve sosyal hayata yansıtması demek. Türkiye’nin geleceğini halkın belirlemesi demek.”
“Ancak Batılıların (hem AB ülkelerinin, hem de ABD’nin) Türkiye’ye biçtikleri demokrasi anlayışı bu değil. Onlar, demokrasiyi, tıpkı laiklik gibi -yeni sömürgeciliğin keşif kolu- olarak algılıyor ve uyguluyorlar (...)”
“(...) Batı’da demokrasi, halkın iradesinin her alana yansıması anlamına geliyor. Ama Batılıların Batı dışına ihraç ettikleri demokrasi, aynı anlama gelmiyor ve aynı işlevi görmüyor: Tam aksine, halkın iradesinin bitirilmesi anlamına geliyor. Bu birkaç düzlemde işliyor:
Birincisi, demokrasi ihraç edilecek toplumların, varoluş iradeleri yok ediliyor önce. Ülkeler karıştırılıyor. Renkli devrimler kışkırtılıyor. Burada demokrasi sadece yeni oyunun adı. Ortada görünüşte demokrasi var; ama gerçekte, ülkeler parçalanıyor. Makro düzlemde bir ülke teslim alınmış oluyor.
İkincisi, demokrasi ihraç edilen toplumların siyasî-coğrafî yapıları, yeniden şekillendiriliyor. Bu kez mikro düzlemde bir toplumun varoluş iradesi yok edilmeye çalışılıyor: Ülke içindeki etnik kimlikler kışkırtılıyor...
Üçüncü yöntem, hem birincisine, hem de duruma göre ikincisine zemin hazırlayan bir yöntem: Bu kez demokrasi ihraç edilen toplumların kültürel, zihnî ve gündelik hayat tarzları, yani varlık nedeni topyekûn yasal düzenlemelerle Avrupa’ya sözüm ona uyumlu hâle getiriliyor. Toplum tepeden tırnağa sekülerleştiriliyor: Tüketim toplumu hâline getiriliyor. Popüler kültürün en pespaye ürünleri kitleleri hayattan kaçırıyor; siyasî-ekonomik olarak sıkıntı yaşayan toplumların beline asıl vurucu darbe bundan sonra vurulabiliyor.”

* * *

“Her şeyden önce, Ergenekon operasyonu, acaba bütünüyle bir yerli iradenin ürünü mü? Ergenekon operasyonunun bir milat olup olmadığına karar verebilmek için bu operasyonun gerisindeki gerçek iradenin, gücün ve sâikin ne olduğunu çok iyi bilmemiz veya görebiliyor olmamız gerekiyor.
” (...) Ergenekon operasyonu, gerçekten yerli bir iradenin ürünü mü, talebi mi, sonucu mu; yoksa işin içinde başka, yabancı iradeler veya eller mi var?
“Ben şahsen bu operasyonun bütünüyle yerli bir iradenin ürünü olduğuna dair ciddi kuşkular taşıyorum. Bu operasyonun gerçekten de Türkiye’deki derin çete yapılanmasına büyük darbe vuracağı anlaşılıyor. İyi de darbeyi vuran kim? Benim kanaatim, darbeyi vuranın ABD olduğu yönünde. ABD’nin özellikle istihbarat aşamasında çok belirleyici rol oynadığını düşünüyorum.”
“(..)Türkiye’deki derin çete yapılanması, NATO ürünü bir yapılanma değil miydi zaten? O hâlde, eğer Ergenekon operasyonunda ABD’nin göz ardı edilemeyecek bir rolü varsa, burada ortaya çıkan çelişkiyi nasıl açıklayacağız öyleyse?
Elbette ki şöyle açıklayacağız: ABD, şimdiye kadar ABD’ye çalışan bilumum Atatürkçü, Kemalist, solcu, ulusalcı, milliyetçi tipleri tasfiye ediyor. Yeni bir şebekeyle çalışmak istiyor. Sözümona İslâmcılarla çalışmak istiyor. İslamcıları çok sevdiği için mi? Elbette ki, hayır! Ya peki niçin? Başka seçeneği kalmadığı için.”
Yukarıdaki satırlar Sayın Yusuf Kaplan’ın Yenişafak gazetesinde kaleme aldığı “Çete tasfiye edilmezse Türkiye tasfiye edilecek(4.7.2008)” ve “Ergenekon’un getirdikleri ve götürdükleri(18.7.2008)” başlıklı yazılarının bâzı bölümleridir.
Bizler de demokrasi ve AB konusunda yıllardır ve Ergenekon bahsinde aylardır aynı şeyleri söylüyoruz.
Olaylara parti gözlüğüyle değil de tarih, kültür ve basiret gözüyle bakıldığında Türkiye’de yaşananlar Yusuf Kaplan’ın gördüklerinden başka bir şey değil...

11 Eki 2007

Terorun kendisi bir oyun

Fehmi Koru

f.koru@yenisafak.com.tr

Terörün kendisi bir oyun



Hepimizin artık iyi bildiğimiz bir gerçeği bir daha hatırlatmak gerekeceğini düşünmezdim: Bugünün dünyasında en kolay gerçekleştirilen işlerin başında 'terör eylemleri' geliyor. Öyle kalabalık bir örgüt yapısına, milyonlarca dolarlık finans kaynağına, kapsamlı uluslararası ilişkilere ihtiyacı yok terörün; takıntılı birkaç kişi buldunuz mu, onları yönlendirerek, ülkeleri sarsacak, global dengeleri değiştirecek sonuçlar almanız mümkün olabiliyor.




“Türkiye neden teröre maruz bir ülke?” sorusuna haritaya bakarak cevap vermek mümkün. Dünya sistemi açısından en değerli toprak parçası üzerinde bulunuyoruz ve ulus olarak öyle hemence şekillenmeye gelmeyen bir DNA'mız var; sadece sözle veya bahşişle yönlendirilebilen başkalarından farklı olarak kafamızın dikine gitmeyi tercih ediyoruz. Böyle bir durumda zayıf taraflarımızı hatırlatmaları gerekiyor; bizin en zayıf halkamız da bu: Asker milletiz, ama askerlerimizin burnunun kanamasından bile hoşlanmıyoruz. Terör de o zayıf halkayı hatırlatmanın aracı işte.



Şu sırada başını kaldıran terör 'PKK' damgasıyla yapıyor yapacağını. Belli ki, yönlendirilmek istediğimiz adres PKK ile irtibatlı. PKK'nın Türkiye dışında yuvalandığı bir yer daha var: Kuzey Irak... Öfkemiz ister istemez o adrese yöneliyor böylece ve 'sınır-ötesi operasyon' konusunda hareketlenmek hepimize çok doğal geliyor. İktidarı ve muhalefetiyle bütün siyasiler, aklı başında bildiğimiz yazarlar-çizerler, terör uzmanları, herkes-hepimiz, tek bir ağız olmuşcasına, “Irak'a müdahale” senaryoları yazıyoruz. Asker aylar öncesinden “Siyasi irade olsun, sınır-ötesi operasyona hazırız” mesajını verip duruyor zaten.



Bu durumda “Terör tam da bu havayı yaratmak için vuruyor, istediği de, bizim şimdi davrandığımız türden bir davranış sergilememiz; işi sonuna kadar götürüp sınır-ötesi yollara düşersek, buna en çok terörist sevinecek” demeye kalkışanların sesi fazla işitilmiyor. İşitilse bile, bu türden itirazlarda bulunanların meramlarını anlatabilmesi mümkün mü?



Eylemi bizzat gerçekleştiren teröristin amaçlarının çok ötesinde bir hedefi olduğunu terörün, mutlaka görmeliyiz. 'Teröre karşı mücadele' adıyla topyekün bir savaşın yürütüldüğü günümüz dünyasında, terörün kendisi, uluslararası bir güç dengesi manivelalasıdır artık. Siyasal, ekonomik ve hatta sosyolojik dengeleri önce altüst edecek, sonra da eskisinden farklı biçimde yeniden oluşturabilecek bir manivela...



Bir süredir dünyanın çeşitli köşelerinde yürütülen bu uluslararası oyuna biz de gelecek miyiz?



Soru özellikle terörü ciddiye alanlarımız tarafından önemsenmeli; çünkü kısa süre önce etkisi altına düşmekten kıl payı kurtulduğumuz bu oyuna bu defa kanarsak, hizaya sokulmamız gereken her köşe başında yeni bir terör dalgasından kendimizi alamaz hale gelebiliriz. Teröre bir kez boyun eğen bir ülke başını terör belasından kurtaramaz zira.



Biraz teenni lütfen, biraz daha fazla teenni... (Yenisafak)

9 Eki 2007

Her cinayetin altindan neden

İbrahim Karagül
ibrahimkaragul@gmail.com
Her cinayetin altından neden ABD silahı çıkar

Beşağaç köyünde 12 kişi PKK tarafından katledildi. Jirki aşireti mensubuydular. PKK'ya karşıydılar. DTP'ye oy vermemişlerdi. Oruçluydular… İşten eve dönüp iftarlarını açacaklardı. Araçları durduruldu, vahşi şekilde kurşuna dizildiler. Hepsi Kürt'tü.

Aradan kaç gün geçti! Bolu Dağ komando birliğine mensup 14 asker pusuya düşürülüp şehit edildi. Hani İsrail Genelkurmay Başkanı'nın “biz de eğitim için asker gönderelim” dediği yerden. Anadolu'nun dört köşesinden gelen gencecik insanlardı. Siyasetin, karmaşık hesapların; bölgesel satrancın, ihanete varan senaryoların, müttefik/dost ilişkilerinin dışında, kendilerine verilen göveri yerine getiren, memleket kurtarmak için hayatını ortaya koyan ana kuzularıydı.

İki katliam arasında biz ne yaptık? ABD ve Bağdat yönetimiyle terörle mücadele anlaşması için görüşmeler yaptık. Irak Dışişleri Bakanı'yla Ankara'da çetin müzakereler sonunda bir anlaşma bile imzaladık. Dostumuz ABD, Mesut Barzani üzerinden anlaşmayı kuşa çevirdi, resmen sabote etti, Türkiye'nin bütün hesaplarını altüst etti. Artık anlaşmanın bir anlamı kalmadı.

Tıpkı aynı “Terörle Mücadele Koordinasyonu” meselesinden bir yıl boyunca aldatıldığımız/oyalandığımız gibi. Şimdi bir süre de bu anlaşmayla oyalanmamız isteniyor. Ama ölümler devam ediyor. ABD yönlendiriyor, Barzani koruyor, PKK öldürüyor.

Yakından bakalım. İddiaları değil, herkesin paylaştığı gerçekleri sıralayalım. Sonra oturup birlikte karar verelim. Bu nasıl bir oyun beraber görelim:

Bir hafta içinde 30 civarından asker/sivil öldürülüyor! Siviller de özel seçilmiş askerler de... Saldırıları PKK yapıyor. Ama sivil katliamı üslenmiyor. Neden? Bakıyor, kamuoyu tepkiliyse, amacına ulaşamamışsa üslenmiyor. İşine yarayacaksa üsleniyor. Bizin “aymazlar” da PKK üslenmeyince her zamanki Türkiye'ye özgü paranoyak öngörüler(i)ini kısık sesle dillendirmeye başlıyor.

Birkaç yıldır, Türkiye'de işlenen cinayetlerin hemen hepsinde ABD silahları kullanıldı. Danıştay saldırısında, Hrant Dink cinayetinde, Rahip Santoro cinayetinde Amerikan silahları kullanıldı. PKK Amerikan silahlarıyla öldürüyor.

Ya, Türkiye'nin bir çok bölgesinde patlayan bombalar? Ya, patlamayan yüzlerce kiloluk bombalar? Ya depolanan patlayıcılar? Hepsi K. Irak'tan geldi, geliyor, gelmeye de devam edecek? PKK mı üretti bu bombaları? K. Irak yönetimi mi? Irak mı? Hayır! Müttefiklerimiz üretti. Anadolu'nun bir çok yerine sevkıyatını da onlar yapıyor? Şehirlerimizi, kasabalarımızı, limanlarımızı yollarımızı bu sevkıyat için kullanıyor. Yeri gelince patlatılacak bombalar için kullanıyor. Onlar müttefiklerimiz? Ne talihsizlik!!

Bu iste bir yanlilik var

Bu işte bir yanlılık var

Geçen hafta Şırnak'ın Beytüşşebap ilçesinde bir minibüs tarandı, 12 köy korucusu hayatını kaybetti. Hafta sonunda ise, yine Şırnak'ta, bu defa Küpeli mevkiinde, 13 can alan bir çatışma yaşandı. Dün bu yazı için masama oturduğumda, ajanslar, önce Diyarbakır/Lice'de daha sonra da Şırnak'ta, askerî konvoyların geçtiği yollara döşenen mayınların patladığı haberini geçiyordu.

Bir haftada kaç şehit verilir? Bu kadar kayba yürek dayanır mı?

Terör örgütleri bazılarının sandığı gibi gözü kanlı katillerden ibaret değildir; her terör örgütünde gözünü kırpmadan adam öldürebilecek, çoluk-çocuk öldü diye vicdanında en ufak bir sızlama yaşamayacak tipte eylemciler bulunur, tamam, ama tetikçilere 'eylem emri' veren, hesabını-kitabını bilenlerden oluşan lider kadrosudur.

Sözün kısası şu: Bu eylemleri PKK yapıyorsa, bu, birkaç gözü kanlı katilin “Ovaya ineyim de asker avlayayım” düşüncesinin eseri değildir. Eylemlerin arkasında ince bir hesabın bulunması gerekir. PKK yapıyorsa bu eylemleri, belli bir sonucu almak için yapıyordur.

Yorumcular arasında bazı eylemlerin PKK tarafından yapılmadığına inananlar olduğunu biliyorum. Mayıs ayında Ankara/Ulus'ta kendini patlatan canlı bombanın eylemi PKK'ya mal edilmişti, ama terör örgütü olayı üstlenmedi. Beytüşşebap'taki minibüs taramasını “PKK yapmamıştır” ihtiyatıyla karşılayanlar çıkması bu yüzden... 1993 mayısında, PKK'nın 'ateşkes' ilânından hemen sonra, Bingöl-Elazığ karayolu Mendo Deresi mevkiinde sevkıyatı çıkmış erlerin otobüsü taranmış, 33 silâhsız er şehit edilmişti; onda da “PKK yapmamıştır” kuşkusu duyanlara rastlanmıştı.

Kuşku, kimin elinin kimin cebinde olduğunun bilinemediği terör olaylarında herkesin rehberi olmalı. Ancak, son bir hafta içerisinde meydana gelmiş olaylar, üzerine 'PKK' kartviziti iliştirilmemiş olsa bile, PKK'ya mal edilecek türden eylemler...

Kara Kuvvetleri Komutanı Org. İlker Başbuğ Kara Harp Okulu'nun yeni ders yılını açarken, “Örgüt yeniden başa döndü; 7-8 kişilik gruplar halinde eylem yapıyor ve bundan silâhlı propaganda olarak yararlanıyor” tespitini kamuoyuyla paylaştı. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin eylemlerin 'PKK işi' olduğunda bir kuşkusu yok.

Beni şaşırtan da gelişmenin bu yönü zaten...

Yıllar ve yıllar boyu PKK'nın arkasında Batılı ülkelerin desteği olduğu iddia edilir, ancak çoğuyla ittifak ilişkisi içerisinde bulunduğumuz ülkelerle arayı bozmamak için “Hangisi?” sorusuna açık bir cevap verilmezdi. Oysa Irak'ı işgalinden ve PKK'nın vurucu timlerinin Kandil'e yerleşmesinden beri, kuşkuların odağına ABD oturdu. Türkiye kendi içine yönelik PKK terörü konusunda Washington'la görüşüyor; Amerikalı yetkililer ülkemize gelip PKK terörünü sona erdirme taahhüdünde bulunuyorlar. (Yenisafak)

19 Eyl 2007

iyi niyet iyi, ama kotu yontem de kotu


İyi niyet iyi, ama kötü yöntem de kötü

Anayasa değişikliği konusunda kollarını sıvayanların iyi niyetinden kuşku duymuyorum, ancak uygulanan yöntemin iyi seçildiği konusunda derin bir kuşkum var.

Türkiye'nin ihtiyacı olan 'bugünün ruhuna uygun' bir anayasadır: Bireyi önceleyen, hak ve özgürlükleri güvence altına alan, hukukun üstünlüğünü sadece sözde değil özde de baş tacı eden bir anayasa... Bireysel özgürlüklerin önünün açılmasının bütün bir ulusu ayağa kaldıracağı inancıyla kaleme alınmış bir anayasa... Umutları körükleyecek, korkulara kulak asmayacak bir zihniyeti yansıtan bir anayasa...

Yoksa, halkından korkan, her verdiği özgürlüğe karşılık bir kısıtlama koymayı ihmal etmeyen, kavram fetişizmini sürdüren bir anayasaya ihtiyacımız yok bugün; eldeki anayasa, yol boyu gerçekleştirilmiş ufak tefek değişikliklerden sonra, tam da böyle bir işleve sahip hale geldi zaten. Bu kadar zahmet, bu kadar tantana ve ardından koparılan bunca gürültüden sonra elimizde yine kısıtlı bir demokrasi kalacaksa, ürkütülen kurbağalara yazık edilmiş olmayacak mı?

Seçilen yöntemin, 'yeni, yepyeni bir anayasa' hazırlamak değil de, mevcudun kıyısından bucağından budanmasıyla varılmak istenen bir 'revizyon' olduğu hazırlanan metnin uzunluğundan belli. Eldeki anayasada ne varsa neredeyse hepsini, bavula son anda tıkılan iç çamaşırı benzeri bazı maddeler ekleyerek, yeni ifadelerle kaleme almayı 'sivil anayasa' saymamızı bekleyen bir yöntem söz konusu.

Hazırlanan metin bu anlayışı yansıtınca, siparişi veren Ak Parti'nin hukukçularının da “Sizin kotardığınız yerine ilk dört maddede eldeki anayasa metnini koruyalım” teklifiyle ortaya atılmaları gayet doğal. Mukayeseli okunacak her maddede, Ak Parti heyeti, elde zaten var olan metinden yana tavır alırsa, hiç şaşırmamak gerekiyor. İnsanın bilmediğindense alıştığını yeğleyen bir tarafı vardır çünkü.

Peki de, bu yöntemle ortaya çıkacak metin köpürtülmüş beklentilere cevap verebilecek mi?

Hareket noktasında sorun var bir defa. Hep biliyoruz ki, anayasayı değiştirme konusu Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği arayışıyla yakından ilgili. Bölük pörçük yasa ve anayasa değişikliği ile sağlanmak istenen uyum işe yaramıyor. Bitli yorgan gibi, bir tarafını üzerinize çektiğinizde ayaklarınızı açıkta bırakıyor eldeki anayasa, ayaklarınızı örtmeye kalkıştığınızda üzeriniz çıplak kalıyor.

Bu gerçek ortadayken, ilk dört maddesini koruyarak, diğer maddelerini 'revizyoncu' mantıkla yeniden yazarak elde edilecek anayasa metni istenen sonucu verebilecek mi? Elbette hayır. Bu yolun sonunda, halkoylamasıyla yürürlüğe girdiği ilk günden başlayarak yeni değişiklik taleplerinin ayyuka çıkacağı bir metne varılabilir ancak. Cumhuriyet, lâiklik ve özgürlükler merkezli tartışmaların hepsine, yeni anayasanın yürürlüğe girdiği ilk günden itibaren, “Nereden kalmıştık?” diye yeniden başlamamız gerekebilir.

Fırsat bu defa da kaçırılırsa çok yazık olacak.

Yeni bir anayasa yazmak elbette sorunludur. Fincancı katırlarını ürkütür ve gürültü koparır. Hayata dar bir açıdan bakanlar herkesin kendileri kadarını görmesini ister ve bundan fazlasını vermeye kalktığınızda karşınıza dikilir. Varlıklarının tehdit altına düştüğüne inanan çevreler ve odaklar gök kubbeyi başınıza geçirmeyi bile düşünebilirler.

Gürültü koparsa kopsun... Karşınıza dikilirlerse dikilsinler... Gök kubbeyi başınıza geçirmeye kalkışırlarsa kalkışsınlar... Bunları göze almadan anayasayı değiştirmeyi düşünmek boş bir hevestir. Halk, son seçimde, oyunu, bu mülâhazaları da düşünerek kullandı; bütün partiler nasiplerine düşen oy kadar anayasa değişikliği konusunda da sandık sonucundan ders çıkarmak zorunda.

Anayasa konusunda iyi niyetli olanlar kötü yöntemlerini bir daha gözden geçirmeli. (yenisafak)


8 Ağu 2007

Her sey çok guzel olacak

'Her şey çok güzel olacak'

Erdoğan'ın siyasi danışmanı Ömer Çelik, 'Her şey çok güzel olacak. Hiç kafanızı yormayın' dedi.




ANKARA (İHA)
AK Parti Merkez Karar Yönetim Kurulu (MKYK) üyesi ve Eskişehir Milletvekili Murat Mercan, partinin cumhurbaşkanı adayının zamanı gelince kararlaştırılacağını belirterek, "Benim gönlümün adayı sayın Abdullah Gül'dür" dedi.

AK Parti MKYK toplantısına katılmak üzere Parti Genel Merkezi'ne gelen AK Parti kurmayları, gazetecilerin cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin sorularını cevapladı. Başbakan Erdoğan'ın siyasi danışmanı ve Adana Milletvekili Ömer Çelik, gazetecilerin sorularına, 'Her şey çok güzel olacak. Hiç kafanızı yormayın' diye karşılık verdi. Genel Başkan Yardımcısı Edibe Sözen de gazetecilerin 'Abdullah Gül'ün adaylığına nasıl bakıyorsunuz?' sorusu üzerine, "Toplantıdan sonra" derken, MKYK üyelerinden Sema Özdemir,

'Kişisel görüşümüz olsa da neticede parti görüşü olması lazım. Hep beraber görüşeceğiz. Bireysel olarak yanıt vermek istemiyorum. Önemli olan partimizin genel görüşünün kabul görmesidir" şeklinde konuştu. AK Parti Eskişehir Milletvekili Murat Mercan da aynı yöndeki sorulara "Zamanı gelince karar verilecek. Benim gönlümün adayı Sayın Gül'dür" şeklinde cevap verdi.

Genel Başkan Danışmanı Akif Gülle ise, AK Parti'ye yakışanın en doğru, en mantıklı, en realist ve ülke gerçeklerini göz önünde bulundurarak bir karar vermek olduğunu vurguladı. Bu konuda AK Parti'nin hem kurumsal kimliği bakımından hem yetkili kurumları bakımından hiç kimsenin bir şüphesinin olmaması gerektiğine dikkati çeken Gülle, "Lütfen rahat olun, bunu tavsiye ediyorum sadece. Kişisel görüşümle ilgili de gerekli ipucunu verdiğime inanıyorum. Realist, mantıklı ve ülke gerçeklerimiz göz önünde

bulundurularak en mantıklı kararı AK Partimiz'in yetkili kurumlarının vereceğine hiç şüpheniz olmasın" değerlendirmesini yaptı.

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener, Abdullah Gül'ün adaylığı konusundaki kişisel görüşünün sorulması üzerine, 'Şu anda adaylıklarla ilgili herhangi bir değerlendirme yapmam doğru olmaz' diye konuştu. İstanbul Milletvekili Güldal Akşit ise, kişisel görüşünü açıklamasının bu aşamada doğru olmayacağını, biraz beklenmesi gerektiğini söyledi. (Yeni Safak)

28 Tem 2007

'AK Parti'de Gul'e destek artti'

'AK Parti'de Gül'e destek arttı'

Amerika'nın Sesi Radyosu, AK Parti kaynaklarına göre parti içinde Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'e Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda verilen desteğin arttığını kaydetti.

''AK Parti''de Gül''e destek arttı''
WASHINGTON (ANKA)














SmugMug Pro Account
PC MacLAN 3-user Download
Fitness. Now available on your mp3 player.
Go to www.iTRAIN.com for custom-made downloadable audio workouts.
www.bunchesofbooks.com




Amerika'nın Sesi Radyosu, AK Parti kaynaklarına göre parti içinde Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'e Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda verilen desteğin arttığını kaydetti.

Amerika'nın Sesi Radyosu'nun internet sitesinde yer alan haberde, 22 Temmuz seçimlerinin geride kaldığı, şimdi sıranın Cumhurbaşkanı'nı belirlemede olduğu ifade edildi. Türkiye'de AKP'nin seçimlerden zaferle çıkan parti olarak sevindiği ancak partinin bir dizi zorlukla karşı karşıya olduğu belirtildi. Haberde bu zorlukların arasında, Türk toplumunda İslam'ın yeri konusundaki yüksek tansiyon ve Cumhurbaşkanı seçimi olduğu vurgulandı.



Haberde ayrıca, Erdoğan'ın seçim galibiyetini kutlarken fazla muzaffer olmamak için de dikkat ettiği ifade edildi.

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda yaşanan tartışmalara da değinilen haberde, dindar bir Müslüman olan Gül'ün ordunun ve laik kurumlarını muhalefetine rağmen Cumhurbaşkanı adayı olacağının işaretini verdiği kaydedildi.

Amerika'nın Sesi'ne konuşan Turkish Daily News gazetesinden Burak Bekdil, “Eminim ki üzerinde uzlaşılan bir aday çıkacak. Muhtemelen AK Parti'den ama toplumun ve devlet kurumlarının kabul edebileceği biri” dediği ifade edildi.

Haberde, ancak diğer siyasi gözlemcilerin, Erdoğan'ın kendi partisinden, Gül konusunda ısrarcı olması için baskı altında olabileceği yorumu geldiği aktarıldı.

AK Parti kaynaklarına göre Gül'ün adaylığına Parti içinden gelen desteğin yükseldiği ifade edilen haberde, Abdullah Gül'ün de hafta içinde düzenlediği basın toplantısında adaylığını sürdüreceğinin işaretini verdiği vurgulandı.

Amerika'nın Sesi'ne konuşan köşe yazarı Nuray Mert ise Erdoğan'ın bir çıkmazda olduğunu çünkü Gül'ün adaylık konusunda ısrarcı görünmesine karşın genel atmosferin bu fikre karşı olduğunu söyledi.

28.07.2007 (Yeni Safak)