Emin ÇÖLAŞAN
ecolasan@hurriyet.com.tr
Bir rezalet ki...
SEVGİLİ okuyucularım, bu yazıyı belki birkaç ilkel Afrika ülkesi hariç, başkentinde susuzluk çekilen tek ülkeden -Ankara’dan ve utanarak- yazıyorum. Hastaneler, öğrenci yurtları, kışlalar, evler ve işyerleri perişan durumda. Salgın hastalıklar kapıda bekliyor.
Dün bazı gazetelerin manşetinde, hemen hepsinin iç sayfalarında bu konu vardı. Televizyon haberleri aynı rezaletle doluydu.
Ankara’da suyumuz güya 48 saat akacak, 48 saat kesilecekti! Bu programa asla uyulmadı. Pek çok semt 72 saat su alamadı. Fakat gelin görün ki, su kesintileri sonrasında ana borulara basınçlı su verdiler.
Çürük ana borular iki kez patladı! Sular 30 metre yükseğe fışkırıyordu.
Yüzlerce ev ve işyerini sular bastı. Ankara’da nehirler aktı, göller oluştu... Ve Büyükşehir Belediyesi adına birileri sonucu açıkladı:
"Valla büyük şanssızlık! Şimdi borular tamir edilecek. Tüm Ankara’ya cuma gece yarısına kadar su hiç verilmeyecek!"
Bu demektir ki, cumartesi gününe kadar yine susuz kaldık. Bay Gökçek’in önerileri doğrultusunda tatile de gidemedik ve bu sıcaklarda yandı gülüm keten helva.
Musluğu açıyorsunuz, tıssss diye bir ses. Ne zaman geleceğini Allah’tan başka bilen yok. Tüm bahçeler kurudu, ağaçlar kuruyor. Yeşil Ankara sarı renge büründü.
Bir düşünün, işyerinizde, kışlada, hastanede sular akmıyor ve pek çok kişi aynı tuvaleti kullanıyor. Terlemişsiniz, evinizde yıkanmanız mümkün değil. Abdest alacaksınız, su yok.
İnsanlar Belediye binası önünde protesto gösterisi yapıyor, bu susuzlukta evlerini ve işyerlerini su basan insanlar "Gökçek istifa" diye slogan atıyor. Rezalet tablosunu dünkü gazetelerden vereyim:
* * *
Hürriyet Ankara Eki’nin dünkü manşeti: "Kavrulan başkentin göbeğinde ikinci boru da patladı. Su önüne çıkan ne varsa sürükledi. Arabalar sürüklendi. Sanki mahşer günü... Gökçek beş gün banyo yapmadan durabilir mi? Başkentin su isyanı büyüyor. Başkentliler isyan bayrağını çekti.
Kurak başkent suda boğuldu!
Meslek Odaları ayaklandı: Bütün suç, sorumsuz davranan belediyede."
Sabah Ankara Eki’nin dünkü manşeti: "Vah Ankaram. Ana borunun patlamasının ardından ortalık afet alanına döndü. Sel, önüne çıkanı alıp götürdü. Sokaklar, köprüler, evler ve işyerleri balçıkla kaplandı. Kesintiler uzayacak."
Bugün gazetesinin dünkü manşeti: "Uzmanlar uyardı. Kesintiden sonraki ilk suyla dişinizi bile fırçalamayın. Basınç ayarı bozulan su boruları, musluklara pis su taşıyor."
Milliyet: "Ankara günlerce susuz kalacak."
Radikal gazetesinin manşeti: "Ankara’yı susuz bırakan sadece kuraklık değil. Gökçek fiyaskosu. Gökçek nerelerde?"
Referans gazetesinin dünkü manşeti: "Patlayan su boruları gerçeği ortaya çıkardı. Gökçek Ankara’nın üstünü süslerken altını ihmal etti. Gökçek ASKİ’nin 350 milyon dolarını yol ve kavşak yapımına harcadı..."
Birgün gazetesinin dünkü manşeti: "Ankaralının suyu, Gökçek’in çamuru. Ankaralılar çileden çıktı. Halk Gökçek’in istifasını istiyor."
Akşam gazetesinin başlığı: "Kestikleri su sokağa aktı! Ankara en az beş gün daha susuz."
Sözcü gazetesi: "Sular boşa aktı, Gökçek baktı. 10 gündür susuz Ankara’yı su bastı!"
Cumhuriyet gazetesi: "Gökçek, evlerini su basınca kendisini protesto eden yurttaşları sol örgüt mensubu militan ilan etti!"
Yeniçağ gazetesi: "Susuzluktan kıvranan Ankara’yı sel bastı!"
* * *
Ankara’da Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılan gereksiz harcamaları, savurganlığı, göz boyamaca yatırımları burada defalarca yazdım. Bizim çoğunluğumuz başına bir felaket gelmedikçe, gerçekleri pek görmek istemez.
Felaket şimdi geldi ve karşımızdaki tablo böyle. Su kesintisi başlatanların altyapı için hiçbir şey yapmadığı şimdi ortaya çıktı. Dahası, oy kaybı olmasın diye kesintiyi seçim sonrasında başlattılar.
Şimdi cila kazındı, takke düştü, kel göründü!
Dünyanın -çöldeki ülkeler dahil- suyu olmayan tek başkentinde yaşıyorum. Sorumlular ortalıktan toz olmuş durumda!.. Ankara’da beş milyon kişi ıstırap çekiyor.
Bu ortamda AKP’den ses yok. MHP’den de yok. CHP TBMM Başkanlığı’na bu konuda iki ayrı soru önergesi verdi ama yetmez. Yanıtı aylar sonra gelir.
Haydi DTP, bari siz gidin bu işin üzerine!
9 Ağu 2007
Bir rezalet ki...
Yagmur duasi...
Bekir COŞKUN
bcoskun@hurriyet.com.tr
Yağmur duası...
İYİ ki yağmur duasına çıktınız.
Çok yağmur yağdı da barajlar doldu çünkü.
Bu beceriksiz adamlara nohut karşılığında oy verip, sonra da yağmur duasına çıkmak neyin nesi?
Hadi yağmur duasına çıktınız, diyelim ki su sorunu tamam...
Pekiii, işşizlik için ne yapacaksınız?..
Terörü durdurmanın duası var mı?..
Asgari ücret, açlık, yoksulluk, kapkaç, hırsızlık, orman yangınları, IMF, AB, ABD’ye tutsaklık, Kıbrıs...
Hukuksuzluk...
Rüşvet...
Yolsuzluklar...
Tüm bunlar için de duaya mı çıkacaksınız?
Misal; şekerpancarı taban fiyatı duası... Ya da gıda maddelerinden KDV’nin kaldırılması duası...
Var mı?..
*
Az-çok idrak sahibi insan, Allah’ın insanoğluna verdiği o müthiş aklın yüceliğini ve önemini bilir.
Tüm su kaynaklarını berbat etmek... Derelerin içine mahalleler kurmak... Kanalizasyonları ırmaklara-göllere bağlamak...
Bunlar yetmiyormuş gibi "çalsın ama iş yapsın" diye diye ve göz göre göre bu adamlara oy vermek...
Sonra da yağmur duasına çıkmak...
Bu çağın insanının yapacağı iş midir?
Ki tüm Batı medyasında alay konusu oldu Türkiye.
*
Nohut alıp oy verdiniz.
Ama nohutları ıslatacak su yok.
Şimdi ister misiniz teklif vermiş o yabancı (ecnebi) firmalardan birisi gelip yağmur bombası ile yağdırsın yağmuru?
Çünkü; akıl en büyük nimettir insanoğluna.
O aklı veren, makarnayla, kömürle, rüşvetle kutsal oy’unu satan kulunun nohut suyu ile uğraşmaz.
En geçerli duadır:
Ahlaklı, akıllı, bilgili, gören, anlayan, doğru yorumlayan, doğru karar veren, uygar insan olmak...
8 Ağu 2007
Melih’in isleri
BANA GÖREMelih’in işleri 08.08.2007 SIRRI YÜKSEL CEBECİ |
| BİR insan neden sevilir, neden beğenilir? Bu soruyu kendi kendimize her soruşumuzda, Melih Gökçek gelir gözümüzün önüne. |
Istanbul’a neden rahmet dusmuyor
Yalçın BAYER
ybayer@hurriyet.com.tr
İstanbul’a neden rahmet düşmüyor
İSKİ faaliyet raporu, Büyükşehir Meclisi’nden 21 Mayısta geçmişti.
O zaman İSKİ’nin su zammı diye bir konusu yoktu. Aksine, yoksul kesimlere indirim kararı bile alınmıştı.
Ancak yıllar önce ’geliyorum’ diyen kuraklığın etkileri, seçimden sonra yerel yöneticilerin bir anda gözlerini açtı.
Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, bir haftadır zamdan söz ediyor.
İSKİ Genel Müdürü Mevlut Vural ise zam için bir şey söylemiyor.
Büyük umut bağlanan Melen projesinin maliyeti 300 milyon YTL (300 trilyon) tutuyor.
Neden birden zam kararı ortaya çıktı? Bunun gerekçelerinin ortaya dökülmesi gerekiyor.
Yoksa Melen ve Istranca’dan su getirilmesi ile ilgili projelerinin maliyetleri mi büyüdü?
Yoksa, denizden su temini konusunda henüz açıklanmayan projeler mi hayata geçirilecek?
İSKİ çevrelerinde, önümüzdeki yıl Dünya Su Zirvesi’nin hazırlıkları için büyük parasal kaynağa ihtiyaç olduğu belirtiliyor. Yatırımlar ve harcamaların 500 milyon YTL’yi bulabileceği belirtiliyor
Palandöken’e eskisi gibi kar yağmadı. Erciyes’in kar’ı beklenenden önce eridi. Bolu, Düzce ve Istranca ormanlarında da kar yoktu. Bunun bir tek yanıtı var:
"Bu kadar dar bir coğrafyada bu kadar imar yoğunluğu yaratılmaz; bu kadar nüfus yerleşmesine izin verilmez. AKP geldiğinden beri İstanbul’a 500 bin konutun yapılmasına kapı açılırsa, beton ve asfaltı gökyüzünü ısıtır; bunun sonucunda da rahmet düşmez!"
Bulgaristan ve Romanya bir kaç gün önce yoğun yağış aldı. Ancak o bulutlar İstanbul ve Marmara’yı aşarak Doğu Karadenize döküldü yine. Güneydeki yüksek basınç sistemleri, Avrupa üzerinden gelen cephe sistemlerini bloke ediyor.
Büyükşehir İmar Komisyonu’nda, yeni imar uygulamaları ve plan tadilatları için yüzlerce dosya bekliyor. Hepsi 14 Eylül’de açılacak meclis toplantısını bekliyor.
Yerel yöneticileri, nüfus talebinin yolaçan konut yapımı ile su ihtiyacının daha da artıracağını hesap edemiyorlar.
Su, ne İstanbul’un çevresinde, ne de Türkiye’de ’kıt’ olacak artık.
Unutmadan söyleyeyim... Büyükşehir Belediye Başkanlıkları döneminde Tayyip Erdoğan da, Ali Müfit Gürtuna da ve son olarak Kadir Topbaş "İstanbul’un 2040 yılına kadar su sorunu yoktur" demiyorlar mıydı? Ne oldu böyle?
Şehit törenleri TBMM’de olsun
ŞEHİT vermediğimiz gün hemen hemen kalmadı ama hükümet hálá yok onu kırmadan yok bunu incitmeden nasıl cumhurbaşkanı seçerizle meşgul. Ben kısaca şu öneriyi yapmak istiyorum. Her şehidimiz için cenazesi ile birlikte TBMM önünde saygı duruşu yapalım. Belki böylece hükümetin dikkatini çekip realiteleri görmelerini sağlayabiliriz.
Reha ULUÇAY
UXcell.com -Hong Kong China Wholesaler-Linked to 1000+ China Factories, HK Based Quality Services 30-Day Money Back Guarantee+Warranty
9 Eylül; Genel Merkez
ÖREN’in (Milas) CHP’li belde belediye başkanı Kazım Turan’ın, 9 Eylül’de Tandoğan Meydanı’nda Genel Merkez’e karşı ’demokratik’ tavır ortaya koyacakları yolundaki açıklaması üzerine Ege bölgesinden bir ilçe belediye başkanı arayarak, "Biz bu bu tepkimizi aynı gün Genel Merkez binasının önü olarak değiştiriyoruz. Bu bir ’taban hareketi’ olacaktır. Hiçbir grubun pankartı olmayacak, birlikte hareket edilerek, yaşadığımız sıkıntılar ortaya konulacaktır. CHP’ye oy vermiş, gönül vermiş tüm demokratik kitle örgütleri de orada olacaktır. ’Cumhuriyet’ mitinglerinde olduğu gibi... Kimseyi de davete gerek yoktur. Hiçbir arkadaşımızın bu durum karşısında ’bağımsız’ kalacağı ve DSP’ye geçeceği gibi bir anlayışta olacağını sanmıyorum. Gün birlik ve beraberlik günü; Genel Merkez’i uyarma günüdür."
Sarıkamış töreni için iki valiye teşekkür
SARIKAMIŞ Şehitlerini 93. anma törenlerini yaptık. ’Sarıkamış Dayanışma Grubu’ olarak bir ilki başardık ve Kars-Erzurum valilerinin bu töreni birlikte yapmalarını sağladık. Sizin de katıldığınız 90. yıl kış anma törenlerinden hatırlayacağınız gibi ’kibirli’ bazı yöneticiler bu birlik ve beraberliği engellemek için bizlere çok kötü davranmışlardı ve gerek yaz, gerekse kış törenlerinin ayrı ayrı yapılmasını sağlamışlardı.
Bu yıl sağduyulu iki valimiz sayesinde Kars yöresi Selim tarafından, Erzurum yöresi Şenkaya tarafından Allahüekber’in 3150 metre zirvesinde buluşarak 90 bin şehidin ruhları şad edilmiştir. Anıta birlikte bir anı plaketi çaktılar. 9. Kolordu’nun kahraman askerleri unutulmaz bir gösteri yürüyüşü yaptılar, her iki bölge dağın Selim tarafında bulunan yaylada görkemli bir cirit şöleni izlediler ve yörede birlikten ne kadar güç doğacağını sergilediler. Allahüekber dağında Erzurum’dan gelen 9. Kolordu bandosu çaldı, Sarıkamış Cıbıltepe’ye Sarıkamış Dayanışma Grubu’nun yaptırdığı 52 metre yüksekliğindeki bayrak direğine bayrak çekilirken Erzurum Yakutiye Belediyesi mehter takımı marşlar çaldı.
Bu yöre siyasilerin yarattığı suni ayrımcılık nedeni ile yıllarca siyaset, ekonomi ve turizm yönünden çok şeyler kaybetti. Bu iki bürokratın tüm politik baskıları göz ardı ederek yöreye getirdikleri birlik ve beraberliğin devamı için onları desteklemeliyiz. Yöre halkımızın birlik ve beraberliğe çok ihtiyacı olduğu bu günlerde Kars Valimiz Sn. Mehmet Ufuk Erden ve Erzurum Valimiz Sn. Celalettin Güvenç’e teşekkür ediyoruz ve başarılarının devamını diliyoruz.
Prof. Dr. Bingür SÖNMEZ
Sarıkamış Dayanışma Grubu Başkanı
YSK, resmi internet sitesinde sandık seçim sonuçlarını adeta gizli tutarak yayınlamıyor. YSK’nın sitesinde araştırmalarıma rağmen bulamıyoruz. Dolayısıyla en azından kendimin oy kullandığı sandıktan çıkan sonuçların resmi sitede doğru kayda geçirilip geçirilmediğini kontrol etmekten yoksun kalıyor, şüphe duyuyorum.
Gökhan ECEVİT
BAŞBAKAN’ın söylediği gibi sağlık kuruluşlarında bedava çocukların bakılması hayaldir. Sarıyer ilçesindeki hiçbir devlet hastanesinde ultrason cihazı yoktur. 6 yaşındaki bir çocuğun yaşadıklarını görünce utandım. Böbürlenmek demek boşunaymış. Ama Sarıyer Belediyesi otoparkına bakarsanız 20-25 araçın hepsinin yeni olduğunu görebilirsiniz.
Rıza KÖROĞLU- Mak.Y.Müh.
DRAGOS Doğayı Koruma Derneği’nden Hülya Göksel diyor ki: "Maltepe eski Belediye Başkanı Bahtiyar Uyanık hakkında kaçak hastane inşaatına göz yummaktan yargılanmasına karar verilmesi, bunca yıllık uğraşımızından sonucuDUR. Demek ki yanlış hesabın Bağdat’tan döndüğü gibi yanlış kararlar da yüce ve bağımsız yargıdan geri dönüyor." (Hurriyet)
Basbakan ve bakanlarin ornek davranisi!
Tufan TÜRENÇ
tturenc@hurriyet.com.tr
Başbakan ve bakanların örnek davranışı!
BAŞBAKAN’a ve bakanlara üzerlerinde isimleri yazan özel silahlar hediye ettiği için Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül’ü kutluyorum!
Bu hediyeleri kabul eden Başbakan ve bakanları da kutluyorum!
Gerçekten bu hareketleriyle milletimize çok güzel örnek oldular!
Ateşli silahların bilinçsizce kullanılması ile yılda 3 bin kişinin öldüğünü akıllarına getirmeden...
Hiç kuşkunuz olmasın Başbakanımızın ve bakanlarımızın da silah sahibi olmaları, silah satışlarını patlatır.
Artık düğünlerde, eğlencelerde tarrakadan geçilmez.
Evinin balkonunda oturan ya da sokakta her şeyden habersiz yürüyen insanlar bu serseri kurşunları yiyip yaşamlarını yitirirler.
En ufak öfkede insanlarımız erkekliklerini kanıtlamak için hemen silahlarına sarılıp karşısındakileri kadın erkek demeden delik deşik ederler.
Bu kadar devlet umuru görmüş, önemli görevlerde bulunmuş bir bakan nasıl olur da insanları silahlanmaya teşvik eder.
Bu nedenle Vecdi Gönül’e ve bakanlarımıza helal olsun.
Şimdi o silahlarıyla katıldıkları gecelerde bol bol havaya ateş etsinler, vatandaşlarımıza bir güzel yol göstersinler.
* * *
Avrupa’nın birçok ülkesinde polis bile silahsızlandırılıyor.
İnsanlar silahsızlanma kampanyalarıyla çok ciddi toplumsal eğitimden geçiriliyor.
Anne-babalar çocuklarına oyuncak silah almamaya özen gösteriyorlar.
Şiddet içeren filmler, TV yayınları kısıtlanıyor.
Siz Avrupa’nın herhangi bir ülkesinde bir bakanın başbakana ve bakanlara silah hediye ettiğini duydunuz mu?
Böyle bir şey olsa o ülkede kamuoyunun ve medyanın nasıl bir tepki göstereceğini düşünebiliyor musunuz?
Bireysel silahlanmanın toplumumuzda yaşanmaması gereken felaketlere neden olduğunu sık sık gazetelerden okuyoruz.
Gepegenç insanların birbirlerine kurşun yağdırdığına, birbirlerinin yaşamına son verdiğine tanık oluyoruz.
Ya gözleri yaşlı acılı annelerin gazetelerdeki yürek parçalayan fotoğrafları...
Başta Başbakan olmak üzere tüm bakanların o silahları Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ya da Emniyet’e hibe etmelerini umutla bekliyoruz.
Kısıtlamalar neden seçimden sonra başladı
MELİH Gökçek dün aradı ve Ankara’nın susuz kalmasında kendisinin en ufak bir kusuru olmadığını söyledi.
"Ben gerekli önlemleri almak istedim ama bana yetki verilmedi" dedi.
Ankara’nın bugün geldiği noktanın sorumlusu olarak Devlet Su İşleri’ni gösterdi.
Gökçek haklı mıdır, haksız mıdır onu bilemem.
Ama bir kentin musluklarından su yerine sesler geliyorsa halk o kentin belediye başkanını tek sorumlu olarak görür.
Sonra su yatırımları ile ilgili kaynağı iktidara geldikten sonra yarı yarıya azaltan ülkenin başbakanını...
Söz konusu olan il Türkiye’nin başkenti.
Şaka değil, burada tam 4.5 milyon insan yaşıyor.
Sorulması gereken en can alıcı soru da şu:
"Hadi nutkunuz tutuldu önlem almakta geciktiniz, DSİ’nin önerdiği projeleri önemsemediniz, peki neden kısıntıyı hemen başlatacağınıza bunu seçime kadar sakladınız?"
Sanırım buna ne Başbakan, ne de Gökçek yanıt verebilir.(Hurriyet)
4 Ağu 2007
Susuzlugun kara mizahi
Emin ÇÖLAŞAN
ecolasan@hurriyet.com.tr
Susuzluğun kara mizahı
Most Popular Artists
SUSUZLUĞUN kara mizahı olur mu demeyin. Burası Türkiye’dir, her şey olur. Bu ülkenin başkentinde insanlar susuzluk çekerken, bu yaz günlerinde musluktan su akmazken, sadece yakınmazlar. Bazen de başlarına gelene acı acı gülerler!
Osmanlı’nın Maarif Nazırı (Eğitim Bakanı) tarafından söylenmiş bir söz vardır ve tarihe geçmiştir:
"Şu mektepler olmasa maarifi (eğitim işlerini) ne güzel idare ederdim."
İsterseniz bu sözü Ankara’ya, Türkiye Cumhuriyeti’nin başkentine, bazı ilkel Afrika ülkeleri dışında musluktan su akmayan dünyanın tek başkentine uyarlayalım.
"Su sorunu başımıza çıkmasaydı Ankara’yı ne güzel yönetirdik!"
Burada parantez açıp sizlere bir anımsatma yapmak istiyorum. Ankara’da sular akmazken, bidon ve leğen sektörüyle birlikte rezalet her geçen gün büyürken, askeri birlikler, hastaneler, işyerleri, bütün kurumlar, evler yakınırken, iktidar ve muhalefetten hiçbir söz duydunuz mu?
Diyelim ki iktidar bu konuda konuşamaz. Ya muhalefet?.. Ya CHP? Demek ki onların da söyleyeceği bir şey yok!
* * *
Kara mizah sürüp gidiyor. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek buyurdu:
"Belediye personelini iki aylık izne çıkarmayı planlıyorum. Ankara halkı da tatile gitsin, böylece Ankara’nın nüfusu azalsın ve su tüketiminde düşme sağlansın. 50-60 bin kişi anasının babasının yanına gitsin. Fena mı olur!"
Çok şey yaşamıştık da, bu kadarını duymamıştık. Burada benim de kendisine destek olma açısından bir önerim olacak! Dikkate alınmasını istirham ederim!
Ankara’daki askeri birliklerde on binlerce asker var. Onları terhis edelim. Hastaneleri boşaltalım. Böylece hastanelere eski petrol tankerleriyle su taşınmasına son verip bir tasarruf daha sağlayalım. Kamuda çalışanların tamamını izne çıkaralım.
* * *
Sonra şöyle konuştu: "Bizim zeká seviyemiz Cenab-ı Allah’ın bu kadar afet vereceğini bize düşündürmedi."
Estağfurullah! Bu işler zeká seviyesiyle değil, oy apartma hırsıyla ilgilidir. Ankara’da su kalmadığı aylar öncesinden belliydi. Oy kaybı olmasın diye seçime kadar kesintiye gitmediler. Seçim bitti, kesinti başladı.
Sonra Ankara’da yaşayanları suçladı:
"Ben sizi suyu iktisatlı kullanmanız için 2005’te ikaz etmiştim. Tasarruflu kullanılsa, belki suyu kesmeyecektik."
Vay canına! Dünyanın bir başka ülkesinde yaşıyor olsaydık, başımıza bu belaları açan sorumsuzlar görevden alınır, hesap vermeleri istenirdi.
Dedim ya, ne iktidardan tık var, ne de muhalefetten.
* * *
Evet, kara mizah sürüp gidiyor. Aynı belediye başkanı basın toplantısında şöyle dedi:
"Su kesintisinin sorumlusu biz değiliz. Suçlamalar art niyetli ve taraflı. Türkiye’de içme suyu temini DSİ’ye aittir. Asıl sorumlu DSİ’dir. Biz DSİ’yi uyarmıştık."
Bakın burada haklı! Tamamen doğru söylüyor! Niçin?..
Çünkü hepinizin bildiği gibi, DSİ’yi AKP iktidarı değil, CHP yönetiyordu! Onlar Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne korkunç bir sabotaj yaptılar!
Sonra sözlerini sürdürdü:
"Susuzluk yüzünden doğabilecek salgın hastalık riski belediyeye yüklenemez."
* * *
Peki bu işin sonu nereye varacak? Gazeteciler kendisine bunu da sordular. Yanıtı şöyle oldu:
"Cenab-ı Allah bilir. Cenab-ı Allah isterse Ankara’nın su sorunu bir anda çözülür."
İstanbul ve Ankara’da yaşayan milyonlarca insan susuzlukla karşı karşıya. İşin şakası yok. Ellerinde sonsuz para vardı. Bu iki büyük kentin belediyeleri trilyonları, yüz milyonlarca doları gereksiz işlere harcadılar, siyasi yatırım aracı olarak kullandılar.
Kendi futbol kulüplerine bile destek yağdırdılar.
Ama su olayını hiç düşünmediler.
Ak mizahtır, kara mizahtır diye gülmeyin! İşimiz Allah’a kaldı. Dün İstanbul’da yağmur duası yapıldı. Allah hepimize sabır versin. Amin.
Cekecegimiz var!
BANA GÖREÇekeceğimiz var! 04.08.2007 SIRRI YÜKSEL CEBECİ |
| BU adamlar bizden yüzde 46. 7 oranında oy aldılar. Şimdi karşımıza geçmiş, dalga geçiyorlar. |
Bu sicakta komur verdiler, su veremiyorlar...
Bekir COŞKUN
bcoskun@hurriyet.com.tr
Bu sıcakta kömür verdiler, su veremiyorlar...
GÖREBİLDİĞİM kadarıyla size yazın ortasında kömür verdiler.
Ama su veremiyorlar.
Bu cehennem gibi sıcaklarda su bulamayıp ama kömür sahibi olmak nasıl bir duygu bilemiyorum.
İnsanın canı sıkılır.
Devlet yönetimi tarihine geçer mi, geçmez mi bilemem bu enteresan hizmet çeşidi. Ama dünya siyasi tarihine geçmeli.
Çünkü siz de yazın ortasında size su veremeyen, ama kömür verenleri takdir edip oy verdiniz.
*
Doğrusunu isterseniz bu yaptıkları yeni bir şey değil.
Çağdaş insanın kaçınılmaz gereksinimleri yerine, onları kandırmak, gözlerini boyamak için bu hep böyleydi.
Diyelim ki; her kasabayı il yapmak...
Her ile binasız-hocasız birer üniversite kondurmak...
Ve o üniversitelerden mezun olmuş ama sokakta kalmış on binlerce gence birer iş bulmak yerine "milletvekili olma hakkı" vermek...
Çağdaş eğitim yerine karanlık bodrum katlarındaki tarikat kursları...
Yaşadıkları bu dünyadaki tüm uygar olanaklardan yoksun saf insanlara atılan din-iman nutukları...
Yaz ortasında susuz kalmış insanlara kömür vermekti.
Ramazan çadırları...
Fak-Fuk-Fon’lar...
Çiftçinin ürününe pazar bulmak yerine, avanta krediler...
İnsan gibi yaşama koşulları yerine gecekondu afları...
Her işsiz-güçsüze bir cep telefonu, iki kredi kartı...
İnsanların alın teri döküp, gururla para kazandıkları bir dünya yerine; beleşçilik, avantacılık, hırsızlık...
Susuz insanların kömür torbalarıydı.
*
Anladığım kadarıyla şimdi bu sıcakta kömür verdiler.
Ama su veremiyorlar.
Olsun...
Siz bunlara oy verdiniz mi, verdiniz...
O zaman bu sıcaklarda kömürle idare edeceksiniz. (Hurriyet)
2 Ağu 2007
Istanbul Muftulugu yagmur duasina cikacak
| ||
| A.A | ||
| İstanbul Müftüsü Mustafa Çağrıcı, yaşanan kuraklık nedeniyle yağmur duası yapılması için il ve ilçe müftülüklerine her hafta yüzlerce e-mail, faks, telefon, dilekçe ve yüz yüze görüşmelerde talepler geldiğini söyledi. Su kıtlığı ve su tasarrufu konusunda İstanbul Müftülüğünün yaptığı çalışmalar hakkında AA muhabirine bilgi veren Çağrıcı, küresel ısınma ve benzeri nedenlerle Türkiye'de ciddi bir kuraklık yaşandığına dikkat çekerek, özellikle İstanbul ve Ankara gibi nüfusu yoğun olan kentlerde bunun önemli tesirlerinin olacağının görüldüğünü kaydetti. Bazı kurumlardan ve vatandaşlardan gelen talepleri dikkate alarak vaaz ve hutbelerde vatandaşlara suyu tasarruflu kullanmaları konusunda telkinlerde bulunduklarını ifade eden Çağrıcı, su tasarrufu ile ilgili birini kendisinin kaleme aldığı 2 adet hutbenin camilerde çeşitli zamanlarda okunduğunu ve cemaatin bilgilendirildiğini belirtti. “Su tasarrufu konusunda yurttaşlarımızın özenli davranması hem toplumsal bir görev, hem de yüzlerce ayet ve hadisin gerektirdiği dini bir ödevdir” diyen Mustafa Çağrıcı, İslam dininin tutumlu olmaya ve tasarruflu davranmaya büyük önem verdiğini kaydetti. Çağrıcı, “Peygamberimiz 'Irmaktan abdest alıyor olsanız bile abdest suyunuzu ölçülü kullanın' diyor. Bu bir zihniyet, tutum, nimete saygı meselesidir. 'Ne kadar çok şey varsa kullanırım, harcarım' anlayışı İslami edebe, ahlaka uygun değildir” dedi. Suyun tasarruflu kullanımı ve yetkililerin bu konudaki tavsiyelerine uyulması için ilçe müftüleri ve vaizlerle zaman zaman toplantılar yaptıklarını ve vaazlarda bu konuların işlenmesini sağladıklarını belirten Çağrıcı, “Vesile düşürdükçe su tasarrufuna cemaatin dikkatini çekmelerini istedik. Ben de kendi evimden, ailemden görüyorum ki, istenirse çok ciddi su tasarrufu sağlanabilir. Yani musluğu açıp abdest alırken, bütün abdest boyunca suyu açık tutmakla, her organı yıkarken suyu açıp sonra aradaki boşluklarda kapatmak arasında çok önemli tüketim farkı olduğu görülüyor. Denerse herkes bunu görür, bunun dışındaki kullanımlar için de bu böyledir” diye konuştu. “Gerek İstanbul İl Müftülüğüne, gerekse ilçe müftülüklerine kuraklık nedeniyle yağmur duası yapılması yönünde vatandaşlardan çok sayıda talep geliyor. Bir anlamda dua programları organize etmemiz istenmektedir. Zaten ilçe müftülüklerimize gelen talepler önemli ölçüde karşılanıyor. 10 milyonu aşkın kişinin yaşadığı İstanbul'da her yerde, herkesin yağmur duası yapması mümkün değil, gerekli de değil. Yağmur duası sünnettir. Peygamberimizin kuraklık zamanlarında yapmış olduğu bir dua, uygulamadır. Peygamberimiz de zaman zaman yağmur duasına çıkmıştır. Çünkü kulun her türlü ihtiyacını Allah'a arz etmesi, sıkıntılarını ona sunması ve ondan yardımını, rahmetini, bereketini dilemesi bir kulluk ödevidir, kulun Allah'a karşı edebi ve terbiyesidir. Biz, zor zamanlarımızda cenabı hakka yüzümüzü yöneltir, elimizi açar, duamızı yaparız. Bunun kabulü, kabul saati Allah'ın bileceği iştir. Bu sebeple insanlar bu sıkıntılı zamanlarda yağmur duası yapılmasını talep ediyor. Biz bu talepleri ilçe müftülükleri kanalıyla yerine getirmeye çalışıyoruz. Yarın da bazı müftülüklerimiz tarafından yağmur duaları yapılacak.” “Yağmur duası talepleri bize e-mail, telefon, faks, mektup ve şahsen yüz yüze görüşmelerle ulaştırılıyor. Bize ulaşan e-maillerde vatandaşlar, kuraklığa vurgu yaparak, sıkıntı çektiklerini ve müftülük olarak yağmur duası organize etmemizi istiyorlar. İstanbul'da 32 ilçe müftülüğü var. İlçe müftülüklerine her hafta 5'er 10'ar yağmur duası talebi geliyor. İl ve ilçe müftülüklerini dikkate aldığımızda her hafta birkaç yüz yağmur duası talebi ulaşıyor.” Yağmur duasının adabının Peygamber'in uygulamalarından ortaya çıktığını ifade eden Çağrıcı, geleneklerde de yağmur dualarının daha çok köy ve kasabalarda arazinin kuruması, hayvanların susuz kalması gibi durumlarda yapıldığını kaydetti. Yağmur dualarının genel olarak açık bir alanda yapıldığını ifade eden Mustafa Çağrıcı, şöyle dedi: “Bunun da bir adabı vardır. Köyün ileri gelenleri, büyükleri, yaşlıları yağmur duasına karar verir. Dua önceden ilan edilir. Küs olanlar barışır, çünkü gönül dünyalarında birlik ve beraberlik içinde olmaları gerekir. Dargın olanlar barıştırılır, birbirleri üzerinde hakkı olanlar mümkün ise ödenmek suretiyle veya helallik almak suretiyle kulluk borçları ödenir, helalleşilir. Duaya gidilirken masumiyeti ve günahsızlığı dolayısıyla çocuklar önde bulunur. Duanın samimiyeti, masumiyeti için insanların gönül ve ruh hazırlığı gerekir. Ondan sonra insanlar toplanır ve orada olabildiğince samimi şekilde dualar edilir. Diğer zamanlarda dua eller göğe açık olarak yapıldığı halde, yağmur duasında yağmurun aşağı inmesini sembolize etmek için eller yere doğru açılır. Duanın ardından kurbanlar kesilerek fakir fukaraya ikramda bulunulur. “ (Hurriyet) |
1 Ağu 2007
Aydinlik Dergisi: Konu basliklari
| AB'NİN İKİYÜZLÜLÜĞÜNÜ AÇIĞA ÇIKARACAK ADIM |
| BATI SEÇİMDEN NEDEN MEMNUN? |
![]() | DIŞİŞLERİ'NDE YENİ IRAK POLİTİKASI HAZIRLIKLARI: |
![]() | MALİYE BAKANLIĞI'NIN CİTİBANK KÂBUSU |
![]() | TRİLYONLAR HARCANAN BARAJ FAALİYETE GEÇEMİYOR |
zaman: 1.8.07 Etiketler: Dunya Basini, Gundem, Haber, Kesinti, Secim, Strateji, Su Kesintisi, Yabanci Basin, Yabanci Sermaye, Yazar
Su icin Ankara'yi uyardik dikkate almadilar
zaman: 1.8.07 Etiketler: Haber, Hurriyet, Su Kesintisi






İzmit’teki Yuvacık Barajı’nı işleten Thames Water Şirketi’nin Türkiye Direktörü Evren Köprülü, su sıkıntısı için Ankara’yı 2000 yılında uyardıklarını söyledi.