20 Ağu 2007

Giden gelen fark etmez!..



Giden gelen fark etmez!..

20.08.2007

BEHİÇ KILIÇ
behic.kilic@tercuman.com.tr


SEÇİM sandığı iktidarı değiştirseydi, Türkiye’de ne değişecekti acaba?! Yani, altmış yetmiş yıldan bu yana sistemli bir şekilde Cumhuriyetin temel yapısından koparılıp istilacı Batı’ya peşkeş çekilen ülkemizde bu gidişe dur denilecek miydi?..




Bilemiyorum!.. Bilemememin sebebi, Meclis’e girmeyi ve orada kalmayı en önemli ilke olarak benimseyen bir kısım manzaralardır öncelikle... Ve tabii, altını çizdiğim süre içerisinde siyasi kimliklerin geleneksel tutumları... Muhalefette doğru söyler, iktidarda şaşar tavırları...
Şöyle diyelim...
Atatürk’ten sonra, Türkiye’de iktidarın tayin edicisi emperyal güçlerdir... Kim koltukta oturmak ister? Batı’nın işbirlikçisi olmak zorundadır... Batı’da “işbirlikçi” tayin ederken öyle rastgele seçim yapmaz!.. Kim, halkı efsunlayıp, kuzulaştırır, teslimiyete ikna ederse, makbul işbirlikçi odur!..
Böyle olagelmekte, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kimliği, öncelikle kendi ahalisi tarafından eritilmeye sebep olmaktadır...
Bu “düzeni” örnekleyelim...
Sizlere, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurul Tutanağı’ndan, 19. Dönem 4. Yasama Yılı, 83. Birleşim, 8 Mart 1995 tarihli, bir vekil konuşması sunuyorum...
“Yabancı sermaye gelecek, deniliyor. Doğru, yabancı sermaye gelecek; ama yabancı sermaye Türkiye’ye yatırım yapmak için gelmeyecek. Yabancı sermaye, rekabet karşısında sarsılan Türk sanayiini, fabrikaları, hisseleri, getirdiği birkaç yüzbin dolarla satın almak için gelecek. KIBRIS GİTTİ... Kıbrıs meselesi Türkiye için dolaylı olarak bitmiştir; iddia ediyorum burada. Kırk yıllık Kıbrıs meselesi; çünkü, siz imza atmışsınız ve demişsiniz ki: ‘6 ay sonra, Kıbrıs’la AB arasındaki üyelik anlaşması başlayacaktır.’ Bu ne demektir; Avrupa’yı bilen herkes biliyor ki, 6 ay sonra, bir sene sonra, Rum Kesimi -ki, Avrupa’nın gözünde, Kıbrıs’ı Rum Kesimi temsil etmektedir- AB’ye tam üye olarak girecektir. (...) Daha iki ay önce, Avrupa Konseyi Parlamentosu’nda alınan Kıbrıs’la ilgili karar, Türk Ordusu’nun işgalci olduğunu... Birleşmiş Milletler’in bile diyemediği hakareti yaptığı kararları aldılar. Dolayısıyla Kıbrıs davasının Brüksel’e taşınması, Yunanistan’ın, zaten yıllardır uğraştığı bir şeydi ve dolaylı olarak bitmiştir. (...) Bu milli davada, sizin burada, ‘Ben de şöyle yaparım’ demeniz bizi hiç ilgilendirmez; çünkü onu yapabilecek gücü olmayacaktır Türkiye’nin. Bunu söylüyorum. Eğer olsaydı, Türkiye, AB’nden daha önceki anlaşmalardan doğan haklarını elde edebilirdi. Ne üzücüdür ki, dün Brüksel’den dönen heyet burada, sözüm ona, göstermelik, neşeli şeylerle karşılandı. (Davulla zurna sesleri) Ben, kendi adıma utandım bundan. Davul zurnayla karşılandı. Düyun-u Umumiye’yi hatırlayın, tek parti devrinin ideologları, onları tenkit ede ede halkın beynini yıkadı. Fakat ne yazık ki aynı duruma Türkiye’yi düşürmekle meşguller.”
Ne kadar doğru sözler değil mi?..
Her vatansever vatandaş bu sözleri sarf eden zihniyetin peşine düşer ve iktidar olması için çaba gösterir... Bu sözleri Meclis kürsüsünden aktaran vekil tıpkı Kurtuluş Savaşı ruhunu yansıtmaktadır çünkü...
Sözlerin sahibi Abdullah Gül’dür..
1995’in Abdullah Gül’ü 2007’nin Çankaya Köşkü adayı olarak hangi duruşun sahibidir biliyoruz...
Mesele Demirel’in “dün dündür” meselesidir...