| ABD yine ateşle oynuyor. 30 yıl önce Sovyetler Birliği’ne karşı, Afganistan’ı silahlandırdı. 1980’in başında ise İran’da devrim yapan Humeyni rejimine karşı, Saddam Hüseyin’li Irak’ı destekledi. Her dönem; İsrail’e kol-kanat gerip, en gelişmiş silahları ona verdi. Sonuç ne oldu? Afganistan’da önce Taliban, ardından da El Kaide ile Usame bin Ladin doğdu. Ardından; ABD’nin yarattığı bu cehennem silahı, 11 Eylül’de gelip, New York’un ikiz kuleleri kalbinden vurdu. Yine ABD’nin palazlandırdığı Irak’ta ise bugün, durumun ne olduğu da herkesçe malum.
** O dönemde kafayı Sovyetler Birliği ile İran’a takan ABD, şimdi de yine İran ve Suriye ile uğraşıyor. Çünkü ABD’nin birçok kişi tarafından bilinen tek bir amacı var o da, kısaca BOP... Açılımı ise şöyle Büyük Ortadoğu Projesi... ABD ise bu projeye “Halk Destekli Demokrasi Hareketi” diyor.
** ABD öteden beri önce Irak, ardından İran petrolünü ele geçirip, sonra da Suudi Arabistan’a yönelme hayali içinde... Bu arada yoluna çıkan ve İsrail için de büyük tehlike oluşturan Suriye ile Lübnan’ı da yok etme düşüncesinde.
** Ancak ABD, Büyük Ortadoğu Projesi’nin ilk ayağı olan Irak’ta başarısızlığa uğrayınca bu hayali daha başından çöktü. Washington yönetiminin Irak’ta nasıl bir bataklığa saplandığını gören İran ile Suriye’de ise ABD’ye karşı herhangi bir korku kalmadı. Dahası; ABD’den aldığı güçle Lübnan’a saldıran İsrail de, Hizbullah ile başa çıkamadı. Bu arada İsrail’in can düşmanı Filistin’de ise Hamas iktidarı ele geçirdi.
** Bölgedekİ tüm rejimleri yıkmayı planlayan ABD Başkanı Bush; onların giderek güçlenmeye başladığını görünce, farklı bir senaryoyu sahneye koymaya başladı. Bu son derece tehlikeli bir plandı. ABD şimdi de; İran ve Suriye’ye karşı müttefik olarak gördüğü diğer Arap ülkelerini silahlandırma yolunu seçti. Bu yüzden ABD yönetimi önümüzdeki 10 yılda; İsrail ile Mısır’a toplam 43 milyar dolarlık yardım yapacak. ABD ayrıca; Suudi Arabistan ile 5 Körfez ülkesine de 20 milyar dolarlık en gelişmiş silahlardan satmayı planlıyor.
** Washington; bu son planın siyasi alt yapısını oluşturmak için Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice ile Savunma Bakanı Robert Gates’I bölge ülkelerine gönderdi. Burada amaç; diğer Arap ülkelerini İran ile Suriye’ye karşı birleştirmek. Tüm bu olup bitenleri gören iran ise, yüzlerce savaş uçağı almak için Rusya’nın kapısını çaldı. Sözün özü şu: Hiçbir zaman durulmayan Orta Doğu’yu önümüzdeki dönemlerde yeni bir silahlanma yarışı bekliyor.
Su tasarrufunu belediyeler de yapsın! AylardIr; “Aman suyu dikkatli kullanın” diye yazıp duruyoruz. Türkiye’de su sıkıntısı olacağı, taa geçtiğimiz sonbahardan belliydi. Az yağış alan mevsim, ardından yeteri kadar kar toplayamayan kış ve susuz geçen ilkbahar hep bunların habercisiydi.
** Cehennem sıcaklarının hüküm sürdüğü bu yaz günlerinde, susuzluktan çatlayan toprakların fotoğraflarını gördükçe, insanın yüreğinde de aynı derinlikte yaralar açılıyor. “Su olmasa acaba ne olur?” diye insan düşündükçe, adeta çıldıracak gibi oluyor. Gerçekten de “susuz ne yaparız?” hiç düşündünüz mü. Petrolümüz yok! Dünyada petrol bitse de, insanlar yeni enerji kaynakları yaratabilir. Peki ya “su” olmasa...
** Ankara’da su kesintisi başladı. İstanbul’da da eli kulağında. Şimdiye kadar bu işi ciddiye almayan halkın büyük bir kesimi, “su tasarrufu” için uğraşırken, bazı yetkililerin dikkat etmediği görülüyor. Özellikle bu konuda daha hassas olması gereken belediyeler, “ektikleri çiçekler ve çimenler kurumasın” diye hovardaca sulatıyorlar. Kimisi tankerlerle suları boca ettiriyor, kimi de fıskıyeleri sonuna kadar açıp, “yeşil bir çevre!” yaratma peşinde. Tamam; yeşili, çiçeği hepimiz severiz de, insanlar susuzluktan kıvranırken, bu sevginin ikinci planda kalması gerekmiyor mu? Lütfen biraz daha hassas davranalım...
Ülkeyi yıkmaya çalışan kadına maaş veriyoruz! Şİmdİ size birkaç soru soracağım. Türkiye Cumhuriyeti; diğer devletlerden daha mı demokrat? Daha mı özgürlükçü? Daha mı “İnsan Hakları”na saygılı? Tabii ki hayır...
** Ama olanlara bakınca da, insanın kafası karışıyor. Bir anlam çıkaramıyor. Kafamızın karışık olmasına yeni seçilen bir milletvekili sebep oldu. PKK üyeliğinden cezaevinde yatan ve o içerideyken DTP saflarından “Bağımsız” milletvekili seçilip, daha sonra da serbest bırakılan Sebahat Tuncel’in, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) çatısı altına girmesini insan kabullenemiyor. Bu nasıl bir kanundur, bu nasıl bir yoldur insan çözemiyor. Bir kadın düşünün, ülkeyi yok etmeye çalışan bir terör örgütüne üyelik yapıyor. Sonra cezaevine atılıyor, birileri onu milletvekili seçtirip, ülkenin en yüce makamının çatısı altına gönderiyor. Yıkmaya çalıştığı ülkenin bayrağı altında imza atıp “milletvekili maaşı”nı alıyor. Biz bu kadar mı demokratik ve özgürlükçü bir toplum olduk da haberimiz yok. Terör örgütü silahlarını dahi bırakmamış, her gün birkaç askerimizi, sivilimizi şehit ediyor. Biz onun temsilcisini TBMM’ye “buyur” ediyoruz. Yok böyle bir şey... |